Tek bir anlamlı bütün – bir kişi – olarak, tek bir
yerde duramayız bir türlü – çeşitli parçalara
bölünmüş, bazen dağınık, bazen toparlanarak, ama hep yeniden dağılarak, birkaç koldan ilerlemeye çalışırız.
Tek bir yön tutturamamış olmanın acısını çekeriz hep, ama, aslında, o `tek` yön, olsaydı – bulunsa, bulunabilseydi – sonumuz olurdu.
Hep, olmamız gerektiğini düşündüğümüz kendimiz ile — hep biraz “şaşarak” — olmakta olduğumuzu gördüğümüz kendimiz arasındaki aykırılık, sanki, orası burası delik bir şemsiyeyle sağanak altına çıkmışız gibi bir etki bırakır üzerimizde.
Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri-
Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle -
Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.