Örneğin pek çoğumuz ana yolda ilerlemekte olan bir ördeğe, bir kaplumbağaya ya da insan olmayan bir hayvana çarpmamak için aniden direksiyonu çeviririz; diğer yandan hiçbirimiz bir salkım uzüm ya da laleye çarpmamak için direksiyonu aniden kırmayız.
Neden ikinci grup değil de birinci grup engele çarpmaktan sakınırız? Çünkü etik sezgilerimiz acı ve korkuyu deneyimleme yetisi olan bir kişiye bu duygulara neden olacak davranışlardan sakınmamız gerektiğini söyler. Aynı zamanda sezgilerimiz bize, bir meyvenin ya da sebzenin üzerinden arabayla geçmenin sebzede bir acı ya da acı benzeri bilinçli bir etki yaratmayacağından, duyarlı bir hayvanı incitmekten kaçınırken ortaya çıkana benzer bir yükümlülük doğurmayacağını söyler.
Şu ki, uykusuz geceler bitebilir, ama sizde bıraktıkları ışık sönmez: Karanlıklarda cezasız kalmadan görülmez, bunun öğrettikleri tehlikesiz bir şekilde derlenemez, güneşten artık hiçbir şey öğrenemeyecek gözler vardır, gecelere hasta olan ve bundan hiç iyileşmeyecek ruhlar da…
Keyfim yerinde: Tanrı iyi. Ağlamaklıyım: Tanrı kötü. İlgisizim: Tanrı tarafsız. İçine girdiğim haller O'na mütekabil sıfatları verir, bilgiyi sevdiğimde O her şeyi bilir, kuvvete taptığımda da O her şeye kâdirdir. Şeyler bana var gibi mi görünmektedir? Var olurlar. Bana yanılsama gibi mi görünmektedirler? Buharlaşırlar. Bin gerekçe O'nu destekler, bin gerekçe de yok eder; coşkularımla canlanıyorsa da hırçınlıklarımla soluksuz kalır. Bundan daha değişken bir suret yaratamazdık: O'ndan bir canavarmış gibi çekiniriz ve O'nu bir haşere gibi ezeriz; ilâhlaştırırız O'nu: varlık O olur. O'nu reddederiz: hiçlik O olur.