Abdülhak Şinasi Hisar'ın hikaye dediği romanlarından ilk okuduğum.
Kadın toplantıları, gezmeleri arasında bir çocuğun, modern tavırları kılık kıyafeti ile beğendiği Ali Nizamî Bey hakkındaki dedikoduları sonradan hatırlamasıyla oluşan roman
Züppe, kibirli, kadın- kumar- lüks düşkünü, mirasyedi Ali Nizamî Bey'in şeyhliğe uzanan ve tımarhanede biten hayat yolculuğu.
Çok sıcak, canlı okurken sizi alıp o döneme Büyük adanın Nizam caddesine götüren fevkalade güzel bir anlatım.
Yazar, çocuk gözünün insanları ve olayları ifratlı bir hassasiyetle gördüğünü belirtmesi ile birlikte gerek bir kibrit kutusunu gerek bir bastonu veya Ali Nizamî Bey'in annesini anlatımı (Hatçanımefendi cahil ama inançlı sevecen, ağzı dualı, yaşlı hala)beni kendi çocukluğumun bir köşede unutulmuş hatıralarına götürdü.
Bu kısacık romanda ciltlerce kitapta denk gelemeyeceğiniz felsefe ve hakikati insanın hayatınının doğal akışı içinde (yazarın deyişiyle insan sebepli veya sebepsiz bir an uyanır) idrak edişini o kadar güzel anlatmış ki.
Ali Nizami Bey'in meraklısı olduğu konulardan özellikle ayakkabılar bu ayakkabıların renkleri, malzemeleri, kullanım yerleri, ve yazarın onlara yüklediği farklı anlamlar yazarın düşünce dünyasının zenginliğini gösterir nitelikte.
Resim sanatının felsefeyle benzerliği, insan yaradılışındaki tuhaflıklar, Ali Nizami Bey'in batılı yaşam tarzından doğulu bir yaşama geçişi ve yine yazarın Shakespear'den bir alıntısıyla trajedinin koynunda gizlenen bir komedi.