Yaşamın iki boyutu vardır. İnsan eylemde bulunur, yapar eder, üretir ve yaratır; kısacası aktiftir. Fakat insan bir boşluk içinde, bedensiz, ruhani bir dünyada hareket etmez. Şeylerle ilgilenmek zorundadır. Onun eylemi ister canlı ister cansız olsun nesnelere etkide bulunur, onları dönüştürür, meydana çıkarır.
Plutarkhos der ki; bir yerde, hayvanla hayvan arasında pek büyük ayrılık yoktur, insanla insan arasında olduğu gibi (...)
Plutarkhos’tan daha da ileri giderek şöyle söyleyebilirim: Kimi insanlar kimi insan arasındaki uzaklık, kimi insanla kimi hayvan arasındaki uzaklıktan çok daha büyüktür.
Montaigne
Sevişmek; duyguları, düşünceleri, umutları, acıları, sevinçleri, beklentileri, bugünü, geleceği, dünyayı paylaşmaktır.
Böyle olmayan bir sevişme, sevişme değil “insanlı mastürbasyon”dur.
İnsan neden ölümsüz değil? Beyin merkezi ve kıvrımları, görme ve konuşma kabiliyeti, bu sağlık ve deha bütün bunlar toprağa karışarak eninde sonunda yerkabuğuyla birlikte soğumaya ve sonrasında dünyayla birlikte güneşin etrafında milyonlarca yıl anlamsızca ve amaçsızca dönmeye mahkumsa neye yarar? Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok.