Serinin en uzun cildiydi. Çoğunluğun favorisi olan bir cilt. Bense hayal kırıklığına uğradım.
Sandman, beklentilerimi her zaman tavana vurmuş bir seri oldu. Edebi lezzeti, mitolojinin harmanlanması ve kendince bunları bir şekilde hikayeye yedirmek meziyetli bir iş. Bazı ciltler, özellikle farklı öykülerin olduğu ciltler ağzıma silah sokup kafamı patlatmak istediğim oldu. Çok çok beğendiğim öyküler de oldu. Genel itibariyle çizgi roman alanında kült olmuş, olması gereken bir eser. Neil Gaiman’ın da tek başarılı işi zannımca.
Serinin 9. cildi Merhametliler, bizi uzun bir olay örgüsünde sürükledi. Neil Gaiman’ın Amerikan Tanrıları serisinde uğradığı kırpılma nedeni boş değilmiş.
Bu ciltte, önceki ciltlerde gördüğümüz karakterleri gördük. Onların hikayeye dahil oluşunu, hikayeyi şekillendirmelerine ve renklendirmelerine de tanık olduk.
Bu cilt akmadı. Ve fazlasıyla gereksiz kısımlar vardı. Beni boğdu. Gaiman’ın melankolik ve gizem yaratma çabası tavana vurunca, okur olarak yordu beni. Gerçekten çok gereksiz kısımlar vardı.
Loki ile Puck olayının fazlasıyla saçma ve gereksiz bir nedenden başlaması gibi sonuçlanması da basitti.
Bu cildin en büyük sorunu laf ve hikaye kalabalığı. Rose’un hikayesine gerek var mıydı bilemiyorum. Aynı şekilde mağdur annemizin de kalabalık yaptığı bölümler mevcut. Hezeyan için de aynısı söylenebilir. Yani Lord Şekilveren’e ayrılması gereken, onun hak ettiği süre yok. Ve zannediyorum ki bu cilt, Morpheus adına en önemli, en değerli cilt. Müthiş olabilecekken direkten dönülmüş (bence). Dönen topu da taca atmışlar.
Şimdi laf kalabalığına gelelim. Düş Kral derin bir tip. Gaiman bunu öteki karakterlerin ağzından iddia edip duruyor. Bu söylemlerin altını dolduramıyor gibi hissediyorum. Müthiş bir öykü üstadı, çok yaratıcı bir yazar; ama