Merhametliler benim için serinin belki de en ilginç eseri oldu. Nihai sonunu bildiğim bir olaya doğru gittim okurken yavaş yavaş. Aylar önce okuduğum sekizinci cilt Dünyaların Sonu'nda görüyorduk zaten ne olacağını, ben daha önce de biliyordum aslında Dream'in nihayetini. İlk kez bunun nasıl gerçekleştiğini okumuş oldum ve bir noktaya kadar boğazım düğümlü, sözlerim kayıp hissediyorum. Bitirdikten hemen sonra yazıyorum bunları ve belki biraz sindirmem gerekiyor. Dream'in sonunu getiren bu cilt, bana göre tartışmasız en yoğun ve kompleks Sandman cildi. Şu ana kadarki neredeyse bütün önemli karakterlerin sonuca giden yolda hikaye akışı içinde büyük küçük yer aldığı ve belki de son kez kendilerini gördüğümüz cilt oldu. Rüyalar Lordu, Hikayeler Prensi Morpheus şu ana kadar okuduğumuz bütün hikayelerin toplamıyla gitti öylece, bütün hikayeler onun sonunda bir rol oynadı.
Dream'in karakterinin neden bu sonu gerektirdiğini, bu kararı almasa kendi olmayacağını çok iyi veriyor Neil Gaiman.
Adem'in Yaratılışı tablosunda hayatı, doğumu, yaratılışı, başlangıcı simgeleyen o dokunuş; ablasının Death olmasıyla sonu, yok olmayı, ölümü temsil etti Dream için.
Ama bu elbette Dream için bir son değil, Morpheus için bir sondu ve Dream için farklı bir formda yeniden doğuştu.
Burada en sevdiğim kurgu karakter olan, ölümün antropomorfik bedenleşmesi olan Death'i sadece görevini yerine getiriyor olarak değil de kardeşinin son anlarında onun yoldaşı, en büyük destekçisi, her zaman olduğu gibi şefkatli bir şekilde kanatlarının altına aldığını düşünmek istiyorum.
"Niyetlerle neticeler nadiren denk düşer birbirine."
Bu da tüm bu hikayenin özüdür kısaca.