Bazı hikâyeler okunur.
Bazıları iz bırakır.
Kalp Bir Kastır Yorulur ikinci grupta. Bir kalp ne kadar yük taşıyabilir?
Kalp Bir Kastır Yorulur tam da bu sorunun etrafında dolaşıyor. Ama tek bir cevapla yetinmiyor. Her hikâye başka bir açıdan yaklaşıyor meseleye.
Çöl Çiçeği Mehlika’da suskunluğun içindeki güç,
Sihirbaz Z.’de gerçeğin bükülme biçimi,
Profesör Saadettin Bahtiyar’da aklın sınırları,
Nazar ailesinde kusursuzluk takıntısının çatlağı,
Kahverengi Gözler’de geçmişin geri çağrılması,
Küçük Keşiş’te sessiz ama derin bir sarsıntı…
Fantastik unsurlar burada dekor değil; karakterlerin iç dünyasını görünür kılan bir araç. Hikâyeler ayrı ayrı güçlü ama yan yana geldiklerinde modern insanın taşıdığı görünmez ağırlıkları anlatan bir bütün oluşturuyor.
Editöryel sürecine eşlik ederken en çok dikkatimi çeken şey şuydu: Canan Sancak'ın kaleminden çıkan metin zaten kendi sesini bulmuştu. Yapılan dokunuşlar yön vermek için değil, o sesi daha net duyulur kılmak içindi.
İnsan ne için yaşar?
Kalp Bir Kastır Yorulur bu soruya tek bir cevap vermiyor; her hikâyede başka bir ihtimal açıyor. Ama bu kitapta asıl mesele yorulmak değil; yükü taşıyabilmek...
Editöryal süreç ve ilk okumalarını yaptığım Kalp Bir Kastır Yorulur kitabını fiziken elimede tutabilmenin tarifi imkansız. Birlikte çalışma fırsatı için Canan Sancak'a sonsuz teşekkürler. ☺️
Türk olmayı kim istemez ki? Kim, daha şimdiden tüm dünyanın hem hayranlık duyduğu hem de korktuğu bu İmparatorluğun yükselişinde kazanılacak zaferlerin hayalini kurmayı umut etmez ki?