Mustafa Kemal Duatepe'ye geldi, gece vaktiydi. Kolordu kurmay başkanının hazırlattığı yemeğe oturdular. Yer sofrasıydı.
Cılız bir tavuk, dört beş dilim ekmekten başka bir şey yoktu.Kurmay başkanına döndü....
"Askere ne verdiniz?" diye sordu. Hık mık ettiler.
"Buğday kavurması tedarik ettik" filan diyebildiler. Ayağa kalktı.
Tek kelime etmeden, çıktı gitti. Ne tavuğa el süren oldu, ne ekmeğe.. O gece hepsi aç yattı.
Istifa ettiğinden beri, askeri üniforma giymemişti.
Sakarya Savaşı'nı sivil kıyafetle yönetmişti.
Tarihteki ilk sivil mareşal'di!
Gazeteci Ruşen Eşref in hatıralarına göre... "Savaşı sivil spr kıyafetiyle idare edip kazandıktan sonra, böğrü ağrıya ag sancısından adeta düşe kalka yürüyerek, kimseye haber vermeden, karşılama töreni beklemeden, alkış beklemeden gündelik işini görmekten dönüyormuş gibi, yıpranmış bir vilayet taksisi sanılacak Ford otomobilin sadeliği içinde, ellerinde güderi eldivenleri, o sivil kıyafetle Çankaya'ya dönmüştü.
Şehir girişinde karşılamaya gelenler yetişememişti. Tebrik etmek için Köşk'e koşturanların gülümseyerek ellerini sıkıyordu. Komutanlığını tartışma konusu yapanları alay ederek, "ben galiba şu askerlik işini fena yapmıyorum diyordu!
Halide Edip, kaburgası kırık Mustafa Kemal'i şöyle anlatacaktı:
"Bir zabit beni karargaha götürdü. Köy yolları karanlık ve çamur içindeydi
Geceyarısıydı. Muhafızlar kapıdaydı
Tek gaz lambası yanan bir Anadolu odasıydı, girdim. Mustafa Kemal Paşa koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Kaburga kemikleri ağrılar içindeydi. Safa geldiniz hanımefendi dedi.
O mütevazı odada, bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararı temsil ediyordu... Ne saray, ne şöhret, ne herhangi bir kudret, onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamazdı. Paşa'ya doğru kalbimde mutlak bir hürmetle yürüdüm, elini öptüm