Hâlbuki sevgi, ayrık otları gibi rastgele büyümemeli kalbimizde. İtinayla seçilmeli toprak; ağacı görmek istediğimiz yere ekilmeli tohum. Çünkü toprak tohumun kıymetini bilirse izin verir dışarıya çıkmasına. Demek lunaparkta rastgele attığımız halkaların, isabet etseler de bize kazandıracağı fazla bir şey yok.
Üzüntülerimiz, günlük hayatımızdaki ödevleri bile normal bir şekilde yapmamızı engelliyor.
Kederin ağına takılan balıklar, çırpına çırpına ölüyorlar.
Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor.
Yüzlerimiz, hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyor.
Aynı hava sıcaklığında bir gün üşürken, bir başka gün terleyebiliyoruz.
Bir gün kahkahalarla güldüğümüz bir espriye, bir başka gün tebessüm etmekte zorlanıyoruz.
Su bazen sıfır derecede donmuyor, bazen kaynamıyor yüz derecede.
O halde, "Bizi mutlu kılan şey şartlardan çok, ruhumuzdur."
İstemekle değil, istememekle hür olan ruhumuz.