Ömer Faruk

Ömer Faruk
@dromerfaruk
null
''Anlamak, bendeki seni yeniden keşfetmektir.'' -Zygmunt Bauman, Hermenötik ve Sosyal Bilimler
Sayfa 46
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Eski zamanlar...Çeşme başında, kuyu ağzında ya da nehir bo­ yundaki doğal buluşma yerlerinde toplanan kadınlar... Su alınır, çamaşır yıkanır ve enformasyon ve fikir alışverişi yapılır. Konuşmaların başlangıç noktası genellikle somut eylemler, somut durumlar olacaktır. Bunlar tarif edilir, geçmişte ve başka yerde vuku bulan benzerleriyle kıyaslanır ve yan­ lış doğru, güzel çirkin, güçlü zayıf diye değerlendirilir.Vuku bulan olaylara ilişkin ortak bir anlayış her zaman olmasa da yavaş yavaş ortaya çıkabilir. Bu, normların yaratılması sürecidir. Bu, “eşitlikçi adalet"in klasik örneği­ dir... [Çeşme başı artık yok. Bir süre öncesine kadar, modernleştirilmiş ülke­ lerde, kirli çamaşırlarımızla gelip temizleriyle çıktığımız; jetonla işleyen otomatik çamaşır makinelerinin olduğu küçük dükkânlarımız vardı. Ça­ maşırlar yıkanırken bazı kısa konuşmalar oluyordu. Artık bu makineler de kalmadı... Büyük alışveriş merkezleri insanlara karşılaşma firsatı verebilir­ di; ama genellikle onlar da dikey adalet yaratamayacak kadar genişler. Tanıdık yüzlere rastlayamayacağımız kadar büyük ve davranış standartları oluşturmak için gerekli muhabbetleri sürdüremeyeceğimiz kadar telaşlı ve kalabalıklar... Ayrıca ekleyelim: Alışveriş merkezleri öyle düzenlenmiştir ki, insanlar sürekli etrafa bakarak, gözlerini sonsuz sayıda cazip maldan ayırmadan, ama hiçbirinin başında da fazla dikilmeden bir oraya bir buraya gidip gelirler; durup birbirleriyle iki çift laf etmelerine, birbir­ lerinin yüzüne bakmalarına, tezgâhta sergilenen nesneler dışında bir şey düşünmelerine, ölçüp biçmelerine ve tartışmalarına (vakitlerini ticari değeri olmayan şeylere harcamalarına) imkân yoktur. Christie’nin benzetmesi, kamusal mekânların mevki kaybetmesi­ nin etik sonuçlarını su yüzüne çıkarmak gibi ek bir meziyete
Seçkinler ve sıradan halk arasındaki simetrik farklılaşma,X,Y, Z davranışına verilen standart yanıtın yine X,Y, Z olmasıdır... Örne­ ğin, X,Y, Z kalıplarından biri övünme olsun; övünmeye övünmeyle karşı­ lık verilmesi durumunda, büyük bir ihtimalle, her bir grubun diğerini kalıba aşırı vurgu yapmaya sevk ettiğini görürüz; bu öyle bir süreçtir ki, kısıtlanmadığı takdirde varacağı yer sadece, giderek daha aşırı bir hal alan REKABET ve nihayetinde DÜŞMANLIK ve bütün SİSTEMİN ÇÖKMESİ olabilir. Bu yukarıda anlatılan, “simetrik farklılaşma” kalıbıdır. Peki, bu­ nun alternatifi nedir? Eğer B grubu A grubunun X, Y, Z türü meydan okuyuşuna X, Y, Z türü bir davranışla karşılık veremezse ne olur? O zaman schismogenetic zincir kopmaz; zincir yalnızca simetrik fark­ lılaştırma yerine “tamamlayıcı” farklılaştırma işlevi görür. Örneğin, eğer dikbaşlı tutum dikbaşlılık yerine uysallıkla karşılanırsa, “büyük bir ihtimalle bu uysallık daha fazla dikbaşlılık doğuracak, daha fazla dikbaşlılık da karşılığında daha fazla uysallığa yol açacaktır.” Bunu da her zaman, “sistemin çökmesi” izleyecektir.
Margaret Wertheim, “Hıristiyanlık’taki cennet anlayışı ile sibermekân arasında bir benzer­ lik” kurmuştur. Bu dikkate değer benzetimde Wertheim şöyle der: Nasıl ilk Hıristiyanlar cenneti maddi dünyanın kaosu ve kokuşmuşluğu­ nun ötesinde, idealleştirilmiş bir âlem olarak hayal ettilerse — ki bu, çevre­ lerindeki imparatorluk un ufak olurken fazlasıyla aşikâr bir çözülmeydi- bu toplumsal ve çevresel dağılma çağında, günümüz sibermekân misyonerleri de kendi âlemlerini maddi dünyanın sorunları “üzerinde” ve “ötesinde” bir yer olarak sunuyorlar. İlk Hıristiyanlar cen­ neti insan ruhunun bedenin zaaflarından ve yanılgılarından kurtulacağı bir âlem olarak tanıtırken, sibermekânın günümüz savunucuları ise sibermekâm benliğin fiziksel bedenin sınırlarından kurtulacağı bir yer olarak ayakta alkışlıyorlar