Geçtiğimiz asırlarda insanoğlunun naif öz sevgisi
bilimin ellerinden iki ağır darbe almıştır. İlki, dün-
yanın evrenin merkezi değil de hayal bile edileme-
yecek, uçsuz bucaksız bir kozmik sistem içinde mi-
nicik bir parça olduğunu öğrendiği zamandır. İkinci
darbeyi, biyolojik araştırmalar insanın yaratılıştaki
sözde ayrıcalıklı konumunu yıkıp aslında hayvanlar
âleminden geldiğini ve giderilemez hayvani doğa-
sını ispatladığında almıştır. Ancak insanın megalo-
manlığı üçüncü ve en ağır darbesini, egonun kendi
evinin efendisi olmadığını ve zihninden bilinçsizce
geçen kıt bilgiyle yetinmesi gerektiğini ispatlamaya
çalışan günümüz psikolojik araştırmalarından ala-
caktır.