Kendi okullarımızda çoğumuz dışlanmış çocuklardık.genellikle bizi görmezden gelirler,bizimle dalga geçerler,bize pek aldırmazlar ve çok da iyi davranmazlardı.hepimizin mücadele ettiği ayrı şeyler vardı- fiziksel duygusal zihinsel birtakım zorluklar- bu da bizi diğerlerinden farklı kılıyordu. Bazen fazlasıyla farklı.
Hayatımızın birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu,çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret olduğunu görüyordum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu. Bir kadın trenin penceresinden dışarı bakabilir bu sırada gözüme bir kömür parçası kaçar o ehemmiyet vermeden onu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini yok edebilirdi