‘Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm’ romanının belirgin özelliği ‘anadil’ vurgusu göze çarpıyor. ‘anlaşma aracı’ olarak üzerinde duruyorsunuz dil olgusunun. Bu romanında anadile yaptığınız vurgunun bir ‘ekstra’ sı var: ondan bu kadar nefret etmeme ve ölmesini dilememe rağmen niye inatla her gün görmeyi, konuşmayı sürdürdüğümü çok düşündüm. Belki de anadil sebep oluyordu bütün bunlara. Anadil öyle bir şeydi ki, aynı şeyi başka dilde söylediğinde bütün anlamı, rengi, kokusu yitip gidiveriyordu. Düşmanımla paylaştığım en önemli şeydi bu.(***) bir varlık bir yokluk meselesi.
John Berger’in ‘Anadil anayurttur’ sözüne yürekten katılırım. Ana sütü gibi kutsal ve dokunulamayacak bir haktır bu. Bir insana anadilinde konuşmayı yasaklamak, onun dilini koparıp atmak demektir. Bu, benim çok duyarlı olduğum bir konu.
Kitabın son sayfasında güzel bir açıklamaydı, Kitabı ve duyguyu yorumlamış bende katılıyorum güzel eser için..
‘Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman’