Hasta yatağından anlatıcı, babası Metin’le geç kalmış, neredeyse imkânsız bir konuşma yapar. Metin bir zamanlar siyasi nedenlerle Almanya’ya kaçmış, orada iki çocuklu bir aile kurmuş, ancak daha sonra onları geride bırakıp ülkesine geri dönmüştür. Anlatıcı için bu baba, bir hatıradan çok bir yokluktur.
Bu hesaplaşmada yalnızca son derece kişisel bir aile hikâyesi değil, aynı zamanda siyasi koşullar, göç ve gerçekleşmeyen umutlar nedeniyle savrulmuş bir kuşağın kaderi de açığa çıkıyor. Roman; köksüzlüğü, kırılmaları ve uzun süre etkisini sürdüren sessiz yaraları anlatıyor.
Sessiz, etkileyici ve son derece dokunaklı bir kitap. Çok sevdim.