Yani eğer siyaset kendi alanını insan hayatının belirli durumlarını ve nihai olarak da insan topluluklarının bazılarını dışlayarak tanımlıyorsa, bu dışlamanın kendisi aslında tam da siyasetin kurucu unsuru oluyor. Dolayısıyla devletin “merkezinin” dışında kalan, aslında tam da merkezi kuran ve şekillendiren bir alan olarak düşünülebilir. Başka bir deyişle, “dışlanan” aslında devletin çok da “içinde” bir faaliyet alanı.