"Hepimizi şafak gibi körleştirip doğuracak ve Yenidendoğan Ejder, Son Savaş'ta Gölge ile yüzleşecek ve kanı bize hayat verecek. Bırakın aksın gözyaşları, ey dünyanın halkları, Kurtuluşunuz için ağlayın."
Robart Jordan'ın epik fantastik külliyatının ikinci kitabı Büyük Av, ilk kitaptan itibaren aynı tempoda bizi Büyük Av'ın sonuna kadar sürükledi. Bu kitapla birlikte Zaman Çarkı'nın psikolojik gerilim tarafının da güçlü olduğunu hissettik. Amaçları tam olarak saptanamayan ve Desen'de yapacaklarının nereye yorulacağı bilinemeyen karakterleriyle Jordan bize bir fantastik maceradan çok daha fazlasını sundu. Gelelim kitabın kronolojik olay örgüsü ve karakter analizlerine.
Kitabın prolog bölümüne değinmeden geçmek istemiyorum. Gölge'nin tarafındaki ilişkilerin nasıl işlendiği ve Karanlıkdostları'nın hangi kimliklerden oluşabileceği, aslında her oluşumu içinde barındırabileceğini anlatması açısından epey önemli bir bölümdü. Kitabın tamamı boyunca acaba prologda bahsedilen karakterler gerçekte kim diye defalarca kendime sordum ve içimize bu kuşkuları ekmesi açısından çok anlamlı bir girişti.
Bu seferki hikayenin başlangıcı Diyar'ın belki de en güçlü karakteriyle bizi tanıştırarak beklentileri yükselten bir giriş yapıyor. Amyrlin Makamı. Tar Valon'u ve Beyaz Kule'yi yöneten, bu gücü de elinde barındırarak tüm kral ve kraliçeleri satranç tahtasındaki taşlar gibi yönlendiren Aes Sedailer'in önderi. Başlangıçtan itibaren şimdiye kadar hiç görmediğimiz ve kitabın asıl fantastik ve gizemli tarafını oluşturan Aes Sedailer'i hiç olmadığı kadar yakından görüyor ve ilişkilerine tanık oluyoruz.
Fal Dara'da kaldıkları sürece boyunca Rand'ı kendi kafa karışıklıklarıyla bırakıp; en çok korktuğu şeyin başına gelmesiyle, oynamak zorunda olduğu rol yüzünden yapabileceklerinin de sınırlı