Bu zamana kadar hep Hz. İbrahim'in teslimiyetinden bahsettim ve derin bir tefekkür içerisindeydim. Bu gecede Hz. Hacer'in teslimiyetinden bahsetmek istiyorum.
"Rabbişrahlî sadrî. Ve yessir lî emrî. Vahlul ukdeten min lisânî. Yefkahû kavlî."
Bu yazıya Bakara Sûresi'nin 216. Ayetini okurken derya deniz daldım. Direkt Hz. İbrahim ardından Hz. Hacer'i düşünerek devam ettim..
Hz. Hacer’in teslimiyeti, "Allah bilir, siz bilmezsiniz" ayetinin eylem halindeki en zarif ve en sarsıcı karşılığıdır. Onun hikayesi, bir kadının tek başına çölün ortasında kucağında bir bebekle rasyonel aklın iflas ettiği yerde ilahi ilme nasıl yaslandığını anlatır.
Hz. Hacer’in bu ayetle olan bağını şu üç durak üzerinden derinden hissedebiliriz:
1. Zihnin Sustuğu An: "Allah mı Emretti?"
Hz. İbrahim, Hacer’i ve küçük İsmail’i hiçbir hayat belirtisi olmayan Mekke vadisine bırakıp arkasını dönüp giderken Hacer peşinden koşar ve o soruyu sorar: "Bizi hiçbir ekinin bitmediği, kimsenin yaşamadığı bu yere bırakmanı sana Allah mı emretti?"
Hz. İbrahim "Evet" dediğinde, Hacer’in cevabı egonun ve korkunun tamamen tasfiye edildiği andır: "Öyleyse O bizi zayi etmez."
Buradaki teslimiyet, "Benim aklım buradaki tehlikeyi, susuzluğu ve yalnızlığı görüyor (benim bilgim) ama eğer Allah burayı seçtiyse benim görmediğim bir hayır vardır (O'nun bilgisi)" demektir.
2. Say: Çaba ve Ümit
Hacer, "Allah bilir" deyip bir kenara çekilip beklememiştir. Safa ile Merve tepeleri arasında yedi kez gidip gelmesi (Say) insanın kendi sınırlı bilgisiyle elinden gelen gayreti göstermesidir.
İnsanın Bilgisi: "Bir su bulmalıyım, bir kervan görmeliyim."
Allah’ın İlmi: Su, Hacer’in koştuğu tepelerde değil, İsmail’in topuklarını vurduğu, hiç beklenmedik o kurak toprağın altındadır.
Hacer tepelere