Bir büyük muamma
Bu nedenle psikanalitik klinik açıdan cinselliğin temel sorusu şudur: Özne cinselliği hangi psişik işleve hizmet ettirmektedir? Arzuyu mu sahnelemektedir? Kaygıyı mı düzenlemektedir? Terk edilme korkusunu mu yatıştırmaktadır? Yoksa ölüm dürtüsünün tekrar eden yörüngesinde mi hareket etmektedir? Dolto'nun ifadesinin önemi tam da burada ortaya çıkar. Cinsellik, öznenin canlılığının doğrudan bir göstergesi değildir. Cinsellik, öznenin duygu, dürtü, arzu ve jouissance ile kurduğu ilişkinin aldığı biçimdir. Bu nedenle aynı davranış, farklı öznelerde tamamen farklı psişik işlevlere sahiptir. Psikanalitik klinik tam da bu farkı ortaya çıkarır. whatsapp.com/channel/0029VbB...
Makyaj yapmayı ne kadar sanatsal, statü ve bazı resmî ortamlarda daha bakımlı görünmek veyahut kendini daha hissetmek adı altında yapsak da bazen gündelik o kadar çok abartılarak yapılıyor ki ya bu sıcağın altında bile,"no makeup makeup" adı altında porselen makyaj yapmıssın ezıyettır gülüm😔, bunun tek sebebi kendimi iyi hissetmemse o kimyasalların yüzüme neee kadar zarar verdiğinin de farkında mıyım? Bence kabul etmesek de içimizde bir dürtü var birilerini etkileme, kendini güzel gösterme vs bu da avvamın kadınlar için çok normalleştirdiği bir şey haline gelmıs. Halbuki makyaj yapmasan da taş gibi kızsın zaten ki o makyajı her gün her gün yaptığın zaman özel bir gün için farklılık kalmıyor ki, tabii BENCE her kadının kişisel tercihidir, saygı duyarım asla da zerre benı ılgılendırmez.
1K
Reklam
Cinsellik
Cinsiyet, canlının duygu ve dürtülerini arzu ile ilişkisi içinde ifade etme biçimidir. - Françoise Dolto Dolto'nun bu ifadesi, birçok terapistin teorik ezberler ve gündelik sağduyu nedeniyle gözden kaçırdığı temel bir noktayı açığa çıkarır. Çünkü burada cinsiyet, biyolojik bir veri ya da üreme işlevi olarak değil; öznenin dürtüleri, duygulanımları ve arzusu ile kurduğu ilişkinin ifade alanı olarak düşünülmektedir. Bu nedenle cinsel organ, yaygın biçimde varsayıldığı gibi Eros'un doğal bir dışavurum mekanı değildir. Daha doğrusu, cinsellik öncelikle haz üretmeye yönelik doğal bir aygıt olarak kavranamaz. Organ ya da bütün beden, cinsellik alanında dürtünün taşıyıcısı ve dışavurum aracıdır.  Fakat dürtü, Freud'un gösterdiği gibi, yalnızca yaşamı koruyan ve birleştiren Eros'tan ibaret değildir. Dürtü aynı zamanda ölüm dürtüsünün de taşıyıcısıdır. Bu nedenle cinsellik, kimi zaman yaşamı örgütleyen bir alan olurken, kimi zaman da yıkımın, tekrarın, tekrar olarak yıkımın ve öz-yıkımın sahnesine dönüşebilir. Özellikle çağımızda ve kimi yapı ve durumlarda bunu daha sık gözlemliyoruz. Örneğin, borderline yapılanmalarda cinsellik çoğu zaman arzu etrafında değil, ölüm dürtüsünün dışavurum amacı etrafında şekillenir. Benzer biçimde otistik ya da şizofrenik yapılarda da cinsellik bedenin jouissance'ından kurtulma çabasıdır. Nevrotik yapılarda ise durum farklıdır. Burada cinsellik çoğu zaman arzuyla ve bilinçdışı fantazmla örülüdür. Özne cinsel ilişkiye yalnızca bedensel bir tatmin için değil, bilinçdışı senaryolarını sahnelemek için de girer.  Bu nedenle sevgi, kıskançlık, rekabet, intikam, suçluluk ya da agresyon gibi birçok unsur cinsel yaşamın içine yerleşir. Özellikle obsesif ve histerik yapılarda cinsellik, bilinçdışı agresyonun ve arzusal çatışmaların ifade edildiği
Pişmanlık rahatsız edici duyguların nedenini geçmişte arama eğilimi. Ve ayrıca pişmanlık, suçlayıcı insanlarla çevrelenen bir zihnin kendini suçlama çabası. Ve yine pişmanlık, geleceği geçmişten farklı kılmaya yönelik "çeşitlendirici" bir "aynı hatayı tekrar yapmamaktan 'ziyade' aynı yolu tekrar seçmeme" itkisi. Kendini bir rahatsızlık olarak açığa çıkarıyor olsa da, aslında üreme sırasındaki mutasyonlar gibi, yaşamın "kendini tekrarlayan süreçlerle" kısırlaşmasının önüne geçen geleceği çeşitlendirici evrimsel bir dürtü.
Duygu ve Düşünce

İldem

@ildem_hsr
·
Evlenirsen pişman olursun. Evlenmezsen de pişman olursun. Çocuk yapsan da yapmasan da pişman olursun. Kierkegaard bunu 200 yıl önce şöyle söylemiştir: "Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir."
Alıntı
Çoğu zaman saldırganlık, doğrudan saldırma arzusunun ifadesi olarak değil, kendisini savunma zorunluluğu biçiminde ortaya çıkar. Özne kıskançlık, haset, talebinin karşılanmaması vb yaşadığı frustré olması sebebiyle ötekine saldırmak istemektedir; ancak bu arzu benlik ideali, ahlaki yasaklar veya Öteki'nin yasağı nedeniyle kabul edilemez bulunur. Bunun sonucunda saldırgan dürtü ikincil bastırmaya uğrar. Fakat bastırılan agresyon ortadan kalkmaz. Benlik içerisinde birikmeye devam eder. Öznenin tanımakta zorlandığı bu gerilim zamanla belirsiz bir affekte dönüşür. Bu, tasarımsız kalmış affekt ise çoğu durumda kaygı biçiminde deneyimlenir. Böylece başlangıçta saldırma arzusu olarak ortaya çıkan şey, özne tarafından kaygının sinyallemesi sebebiyle "tehlike altındayım" duygusu şeklinde yaşanmaya başlar. Bu noktada çeşitli savunma mekanizmaları devreye girer: Saldırmak istemek → İkincil bastırma → Saldıramamak → Agresyonun benlikte birikmesi → Birikimin tasvirsizliği olarak tanınmaz bir affekte dönüşmesi → Affektin kaygı olarak yaşanması → Kaygının egoyu tasarımsız bir tehlike olarak sinyallemesi → Kaygıyı taşıyamamak → Tersine çevirme → "Saldırılacağım" → Yansıtma → "Saldırgan olan ben değilim, o" → Bastırılmış agresyonun dışsallaştırılması → "Kendimi savunmam gerekiyor" → Rasyonelleştirme → "En iyi savunma saldırıdır" → Entelektüalizasyon → Saldırının meşrulaştırılması. Bu mantıkta özne artık kendi saldırganlığıyla karşılaşmaz. Saldırganlık Öteki'ne atfedilmiştir. Böylece özne, kendi agresyonunu savunma kisvesi altında yaşama imkânı bulur. Lacancı açıdan mesele, saldırganlığın ortadan kalkması değil, öznenin onu kendisinin bir parçası olarak tanımaktan kaçınmasıdır. Bu mekanizma yalnızca bireysel düzeyde değil, kolektif fantazmalarda da gözlemlenebilir. Edebiyat,
Bilfiil iştirak ettiğim bu haleti ruhiyeyi halatla kıyıya çekmek isteyen denizci tayfasının kuru gürültüsünden usanmış ve buna bir son verme mecburiyetini en zaruri ihtiyacımdan bile daha kaçınılmaz bir dürtü olarak teneffüs etmekteyken, hayat ve şürekası üzerine iki çift kelam kıvırmak da pek ehemmiyetsiz gelmekte takdir edersiniz ki ama işte bir kez olsun, bir şekilde yazmaya başlayınca da yazmak istemediğin bile yazdığına dönmüyor mu gel de delirme. insanın ölesi kalmaz böylesi bir labirente girmeye görsün 🤘🏻
Reklam
Reklam