Thomas Hobbes'a göre insanların birbiriyle çatışmalarının altında üç temel dürtü var:
1. Rekabet
2. Güvensizlik
3. Şan/Şeref
Ona göre insanlar, rekabet içerisindedir; bundan dolayı kendi kazançları için birbirlerine saldırırlar. Başkalarının ve mallarının efendisi olmak için birbirlerinin kurdu olurlar. Ona göre insanlar, güvensizlik içerisindedir; dolayısıyla güvenlikleri için saldırırlar. Kendilerini ve eşyalarını savunmak için şiddet kullanırlar. Ona göre insanlar, itibar için birbirlerine saldırırlar. Şan ve şeref bakımından üstün olduklarını göstermek için bir kelime bir gülümseme ya da farklı bir görüş gibi "önemsiz şeyler (trifles) üzerinden birbirlerine saldırırlar.
Boşluğun doruğuna ulaştım, hiçbir şeyin bütünlüğüne. Beni intihar etmeye sürükleyecek dürtüyle birinin yatağına erken yatmasını sağlayan dürtü aynı. Bütün niyetlerden ölümüne sıkıldım.
"Nasıl bir histi?" diye sordum. "Yılan olmak yani."
Tereddüt etti. "Karanlıkta kaybolmak gibiydi," dedi. "Yalnızdım, hissettiğim tek dürtü saldırıydı. Tam olarak bir hayvan değildim belki ama kendim de değildim. Mantığım işlemiyordu. Sadece duygularım vardı: nefret, dehşet ve yok etme isteği. Ve sen... Tanıdığım çok az şey vardı ama seni hiç unutmadım."
Güzellik duygusu olmadan cinsel dürtü tiksindirici bir gereksinim derekesine inecektir. Dolayısıyla her insan öncelikle en güzel, yani türün karakterinin en saf haliyle ifade bulduğu bireyi tercih edecek ve onu şiddetle arzulayacaktır;
...psikanalizin salt cinsel dürtü (veya yaşam dürtüsü) temelinde tatminkar bir yaşam inşa etmeyi mümkün kıldığına inanmak, Freud'u büsbütün yanlış anla mak demektir. Nasıl ki zihnimiz sadece ölüm dürtüsüyle meşgul olursa ölümcül bir depresyona girer, etkisiz hale gelirsek, cinsel dürtüyle veya yaşam dürtüsüyle meşguliyet de ancak sığ, narsisistçe bir varoluşa yol açabilir. Zira bu, gerçekliği rafa kaldıran, hayatı her anını eşsiz kılan unsurdan, yani o anın son anımız olabileceği gerçeğinden mahrum bırakan bir varoluş biçimi olacaktır.