• Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler... Güzel bir öykü kitabıydı. Ben öykü-hikâye kitaplarını çok seviyorum. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen çok fazla güzel bir eser olmuş. Genelde yazarların ilk kitapları vasat olur fakat bu kitap enfesti. Eski takipçiler bilir, bir yazarın bir kitabını beğendiysem onun bütün kitaplarını alır okurum. Velev ki sonraki kitapları kötü bile olsa alırım. Kitabın hiç bitmesini istemedim. 500 sayfa olsaydı da yazarın kaleminden, az daha öykü okusaydık, diye içimden geçirmedim değil Bundan sonra çıkacak kitaplarını dört gözle bekliyorum Kitap hakkında bilgi verecek olursam da; 10 öykülük bir eser. Her öykü ayrı güzel, ayrı sürükleyici. Hatta öyleki biten bir öyküden sonra yeni başlayan öykünün biten öykünün devamı mı diye beklediğim oldu O derece bir bitmesini istememek diyeyim Çok masumca yazılmış bir kitap diyemem. Içinde küfür ve cinsellik barından bir kitap. Içerisinde küfür olan kitaplar beni rahatsız etmiyor. Çok aşırı olmadığı sürece seviyorum. Fakat 'ben sevmem' derseniz, o zaman bu kitabın size hitap etmeyeceğini söyleyebilirim 'Rahatsız etmez ve öykü severim' derseniz de, yarın gidip alın bu kitabı ‍️ Şimdiden iyi okumalar
  • "Parti'nin üyelerinde gerekli gördüğü korku, nefret ve çılgınca bağlılık, cinsellik içgüdüsü bastırılarak itici bir güç olarak kullanılmadan nasıl kıvamında tutulabilirdi ki?"
    George Orwell
    Sayfa 148 - Can yayınları
  • BEN KADINIM;
    Ben doğurdum hepinizi! Kız, erkek ayrımı yapmaksızın!.. Aynı sürelerde taşıdım karnımda!.. Uçan kuştan sakındım, kendi canımdan fazla korudum!.. Ki, zarar gelmesin hiç birinize karnımda!.. Bir şey olsa bir yerinize, sizden fazla yandı canım…
    BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRAKİ YARATICINIZIM!..


    BEN KADINIM!..
    Doğurdum sizi!.. Doğurdum!.. Kız, erkek fark etmedi, aynı sevdim, aynı acıyı çektim. Can koptu canımdan, sizi canımdan aziz bildim… Güneşe de, yağmura da bedenimi siper ettim!.. Süt verdim mememden, aldırmadan kendi açlığımda!.. Tarlada, kreşte, okulda, her yerde ama her yerde hep sizinleydim… BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRA SİZİ İLK KOLLAYANDIM…


    BEN KADINIM;
    Okullara gittiniz, okul önlerinde bekledim sizi, kar, yağmur, fırtına demeksizin… Asker oldunuz, nöbet tuttum sizinle, geceler boyu!.. Hiç haberiniz yoktu, uyuyordunuz, üstünüzü örttüm kış gecelerinde… Başarın, siz başarın diye, yapmadığımı bırakmadım!.. Dualar ettim, yatırlara gittim!.. BEN KADINIM; HİÇ BİRİNİZİ AYIRMADIM; AMA, BEN HEP AYRILDIM!..


    BEN KADINIM;
    Çoğu kez ayrıldım erkek kardeşimden, daha az sevilendim!.. Hep, gidici gözüyle bakıldı bana, miras paylaşımlarınızda harcandım!.. Ki, parçalanmasın toprağınız, akraba evliliğine zorlandım… Ben kadınım, yaşanan her olumsuzluğun başkahramanı yaptınız, unuttunuz yüreğimi!.. BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRA EN ÇOK ŞEFKAT TAŞIYANIM!..


    BEN KADINIM;
    Eğitimde uzak tuttunuz, yanlış törelerde, Berdel’lerde soldurdunuz!.. Pazarladınız beni, kirli evliliklerin aktörleri yaptınız!.. Erkek egemenliğinde sizin, hep en sonda gelen oldum, ama, en çok yıpranan yaptınız!.. BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRA EN ÇOK DAYANANIM!..


    BEN KADINIM;
    Okulda, çarşıda, pazarda, metroda, tarlada, gözlerinizle soydunuz, hep cinselliğimde takılıydı aklınız!.. Küfürlerinizi, yakıştırmalarınızı bile cinsellik üzerine kurdunuz, sizi de doğuran bir kadındı unuttunuz!.. BEN KADINIM; TANRI’NIN VAAD ETTİĞİ CENNETİM BEN, GÖREMEDİNİZ!..


    BEN KADINIM;
    Kazanana kadar, her yolu denediniz, uykusuz kaldınız sabahlara kadar, mesken tuttunuz köşe başlarını, sokak çeşmelerini… Uğruma ölümlerden söz ettiniz, büyüklüğünden sevdanızın!.. İntiharlar ettiniz uğruma, öldünüz, öldürdünüz!.. Cezalar yattınız uzun yıllar, sözde, hep benim namusumdan sorumlu oldunuz!.. BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRA EN AK YARATIK BENDİM!.. KİRLETTİNİZ!..


    BEN KADINIM;
    Tacizlere uğradım, tecavüzler yaşadım… Yataklarda zorlanıldığım oldu, tarafınızdan başkalarına sunulduğum da…


    BEN KADINIM;
    Öküzünüzden sonra geldim çoğu kez, yoktum, yok sayıldım!.. hep, tarafınızdan alındı kararlar, uymak zorunda bırakıldım… Toplumda da, siyasette de, kurumlarda da, yoktum… Bir yok gibi yaşadım… BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRAKİ EN BÜYÜK GERÇEĞİNİZİM SİZİN!..


    BEN KADINIM;
    İşsiz kaldınız, çalıştım… Sakat kaldınız, baktım… Kumar oynadınız, yutkundum… Alkollere sığındınız, katlandım… İşyerimde, sokakta, yaşamın her alanında, her an saldırılmaya hazır, stresli yaşadım, aldırmadınız!.. Farklı isteklerle karşılaştım, sustum, yasalarınız hep erkekten yanaydı!.. BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRAKİ EN ADİL YARATIKIM!..



    BEN KADINIM;
    Çocuklar doğurdum size, yardım ettim kariyerinize… Çoğu kez, yemeğinizi yetiştirmek uğruna, dört döndüm evinizde!.. Yorgunluğuma bile aldırmadınız, anlamadınız, yatakta iyi olmamı istediniz… Tanrı’ya kulluk yapar gibi, size uymamı istediniz!.. BEN KADINIM; TAPILMASI GEREKEN KUL OLACAKSA EĞER, İLK TAPILAN OLMALIYIM!..



    BEN KADINIM;
    Dışladınız… Yıprattınız…. Yaşlandırdınız…. Anlamadınız…. İlk fırsatta, elinize geçen ilk fırsatta, ya kuma getirdiniz üstüme, ya da aldattınız!… BEN KADINIM; TANRI’DAN SONRAKİ EN SEZGİLİ VARLIĞIM… ALDATILDIĞIMI DA, YERİMİ DE, İSTEKLERİMİ DE BİLİYORDUM; ALDIRMADINIZ!..



    BEN KADINIM;
    YOK MU SANMIŞTINIZ?
    BEN VARIM!..
    BEN HEP VARDIM!…
    BEN YARATANDIM!..

    BİLİYOR MUSUNUZ?
    BEN SİZDEN FAZLAYIM…
    BEN SİZDEN FAZLAYIM…
    BEN SİZDEN FAZLAYIM…


    ESENLİKLER DİLERİM…

    RAHMİ ÇELİK


    NOT: Bu yazıdaki eleştirilen erkek yaklaşımı ve erkek profilinden, Çağdaş, İlerici, Aydınlık tüm DOSTLARIM, tenzih edilmiştir!… Zira ben biliyorum ki; BENİM DOSTLARIM, BENİM CANLARIM, YAŞAMDA DA, SOFRA DA, YATAKTA DA, KADINLARIMIZI her şeyin üzerinde tutan, önemseyen ve onlara hak ettikleri değeri veren kişilerdir…

    Yazının muhatapları bellidir ve onlar kendilerini bilirler…
    RAHMİ ÇELİK
  • Akrabalık, kandaşlıktan, yani soy ilişkilerinden ibaret değildir; aynı zamanda, en azından Levi-Strauss'dan bu yana bir "ittifak" biçimi kabul edilen evliliği de kapsar.
    Bir başka deyişle birbiriyle soydanlık ilişkisi bulunmayan kadın ile erkek, evlendiklerinde "akraba" olurlar; yanı sıra, akraba grupları arasında da bir "hısımlık" ilişkisi kurulur. "Geleneksel" olarak tanımlanan toplumların çoğu açısından bu ilişki son derece önemlidir; evlilik, akit kapsamında doğacak çocukların "meşruiyeti"ni tesis ederken, soy sürdürümünü de olanaklı kılacaktır. Peki, bu gözlemlerden hareketle, antropoloji bize evrensel bir evlilik tanımı sağlayabilir mi? ABD'li antropolog George Peter Murdock tüm toplumlar için geçerli olan kültürel kurum, fikir ve uygulamaları, .yani kültürel evrenselleri saptama çabasında, evliliğin iki cinsten yetişkinler arasında gerçekleşen, ortak ikametgah ve iktisadi işbirliğine dayalı, cinselliğin toplumsal onay gördüğü, biyolojik ya da evlat edinme yoluyla edinilen çocukları kapsayan evrensel bir ilişki olduğunu söylüyordu. Murdock'a göre kan-koca ve ebeveynler-çocuklar olmak üzere bileşik ilişkilerden oluşan evlilik, dört temel işlevi yerine getirmekteydi: cinsellik, üreme, ekonomi ve eğitim. Ancak bu tanım, farklı kültürlerden çok farklı evlilik örneklerine gönderme yapan antropologlarca fazlasıyla "Batı-merkezci" olmakla eleştirilecekti. Murdock'un tanımına ilk itiraz, Güney Hindistan'daki Kerala Nayarları arasında çalışan Kathleen Gough'dan geldi. Nayar kadınları, ergenlik yaşına erişmeden, bir ayinle bir erkekle evlendirilmekte ve çift üç gün boyunca gerçek ya da sahte bir bekaret bozma ayininin ardından, bir daha görüşmemek üzere ayrılmaktaydı. Kadın bundan sonra her biri kendisini bir gece ziyaret hakkına sahip 12 kadar koca edinebilmekteydi. Erkekler ise sınırsız sayıda kadınla ilişkiye girebiliyordu. Kadının gebe kalması durumunda 12 kişiden biri, ebeye armağan vererek çocuğu tanıyabilmekteydi. Ancak bu durumda da çocuğa karşı herhangi bir yükümlülüğü yoktu; çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi, ana-yanlı soy grubunun göreviydi. Nayarlarda bizim dilimizdeki "baba" kavramını karşılayacak bir terim yoktu, çocuk annesinin bütün aşıklarına "efendi" ya da "önder" olarak çevrilebilecek bir terimle seslenmekteydi. Bir başka deyişle, daha çok, savaşçı bir toplumda erkeklerin çocukların yükümlülüğünü üstlenmeksizin cinsel ilişkilere girebilmesini sağlayan bir düzenleme olarak görülen Nayar evliliği, iktisadi işbirliği ve ortak ikameti gerektirmediği gibi, çocukların meşruiyetine de ilişkinsizdi. Başka ayrıksı örnekler vermek de mümkündür. Sudan'ın çoban-hortikültüralist nuerlerinde, örneğin, çocuk sahibi olamayan bir kadın , bir başka kadınla "evlendirilir" . Bu kadın , daha sonra anonim bir sevgiliden gebe kalacak; çocuk ise, "baba" kimliğini üstlenen kısır kadının soyunu sürdürmek üzere onun soy grubuna ait sayılacaktır. Papua Yeni Gine'nin Transfly bölgesinde yaşayan Etorolarda ise, evlilik vardır, ancak eşler arasındaki cinsel ilişki yılın büyük bölümünde tabu sayılmaktadır. Kadınlar ile erkeklerin toplumsal yaşamı birbirinden kesin hatlarla ayrılmıştır. Buna karşılık Etorolar erkek eşcinselliğini kabullenir, hatta ürünlerin bereketi ve erkek çocukların güçlü olması için zorunlu sayarlar. Etoroların nüfus sorununu ise komşu topluluklardan çocuk kaçırarak çözümlediği aktarılmaktadır. Bu kadar uç olmamakla birlikte, çokeşli (çokkarılı ve çokkocalı) evlilikler, 20. yüzyıl sonlarından itibaren Batılı ülkelerden başlamak üzere dünyanın pek çok ülkesinde eşcinsel (gay ve lezbiyen) evliliklerin yasallaşması gibi görüngüler, Murdock'un evlilik tanımını geçersizleştirmenin yanı sıra, "evrensel" bir evlilik tanımı yapılıp yapılamayacağı sorusunu da gündeme getirmektedir. Britanyalı antropolog Edmund Leach, bu zorluğu, evliliğin içerebileceği hak kategorilerini sıralayarak aşmayı denedi. Leach'e (2004: 107-108) göre evlilik, toplumsal olarak kabul edilmiş erkekle toplumsal olarak kabul edilmiş dişi arasındaki, aşağıdaki hak ve görev kategorilerinden bir ya da birkaçını kapsayan bir ilişkiydi:
    1) Bir kadının çocuklarının meşru babasını tesis etmek;
    2) Bir erkeğin çocuklarının meşru annesini tesis etmek;
    3) Kocaya karısının cinselliği üzerinde tekel sağlamak;
    4) Karıya kocasının cinselliği üzerinde tekel sağlamak;
    5) Kocaya karısının emeği ve hizmetleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    6) Karıya kocasının emeği ve hizmetleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    7) Kocaya karısının gerçek ya da potansiyel mülkleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    8) Karıya kocasının gerçek ya da potansiyel mülkleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    9) Evlilik dahilinde doğan çocuklar için birleşik bir mülkiyet fonu oluşturmak;
    10) Kocanın ve karının erkek kardeşleri arasında toplumsal açıdan anlamlı bir "hısımlık ilişkisi' ilişkisi" sağlamak. Leach, hiçbir evlilik tipinin bu hak dizilerinin tümünü karşılayamayacağı gibi, bu haklardan hiçbirinin, değişmez bir tarzda, evlilik tarafından sağlanmadığını kaydetmektedir.
    Sibel Özbudun
    Sayfa 150 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
  • Beat Kuşağının Efsanevi yazarında muheteşem bir eser.
    Jack, Neal bitmek bilmeyen yol hikayesi,
    Tınılar Alkol müzik alkol cinsellik ve 50’lerin atmosferi.
    Okumanızı tavsiye ediyorum :)
  • Bugün kitap fuarında genç kızlara baktım da, o kadar sefil durumdalar ki... Üzüldüm ya, gerçekten üzüldüm. Edebi değeri sıfırın altında olan kitaplar için yarışıyorlar resmen. Arkada yatan, sadece 5 tl değerindeki Dünya Klasikleri dururken, masanın ön tarafında bu paçavralar duruyordu. Tabi sahafların suçu yok. Arz talep meselesi. Belki çocukların da suçu yok, aileler biraz bilinçlendirmeli evlatlarını.

    Bir de şu aşk-ihanet-cinsellik üçlemesi hakkında, ikinci sınıf kitapları çıkaran yazarlardan biri vardı, imza veriyordu. Bir ara senet falan imzalatayım diyecektim ama neyse dedim boşver.
  • "Kadın erkekle girişeceği cinsiyetlik paylaşımının salt bir biyolojik tatmin olmadığını, kaplan kafesinde kaplanla yatmaya eş bir güç ve iktidar pençesiyle yüz yüze kalacağını peşinen bilmelidir. Özellikle kafesteki kaplanın açlık ve esaret hali, erkeğin pençelerini daha ölümcül kullanmasına yol açabilir. Kadın klasik evlilik ilişkisiyle kafese girdikten sonra kolay sağ çıkamayacağını, bunun karşılığını ya canıyla ödeyeceğini ya da tamamen teslim olmuş dişi bir kaplana dönüşeceğini iyi bilmelidir. Dişi kaplan erkekleşmiş kadını temsil eder, iğrenç ve çirkindir. Hegemonik erkek ve ona tamamen teslim olmuş erkeksi kadın arasındaki cinsellik, bu iğrençlik ve çirkinliğin gerçekleşmesinde başat rol oynar. Erkekler kadın bakireliğini ‘bozma’ gününü gururla yaşarken, bunun altındaki neden güdü tatmini (biyolojik olgu) değil, bu ilişkinin iktidar köle ilişkisinin oluşmasındaki payıdır. Bozmak, kadını sınırsız köleliğe mahkum etmenin başlangıcıdır. İktidar efendi duygusuna yol açar ki, bu da erkekliğinin kanıtlanması anlamına gelir. Daha sonra bu yöntem genç erkeklere de uygulanır. Kölelik kurumu her iki cinse de uygulandı. Kadının erkek kadar cinsel ilişki peşinde koşmaması kölelik kurumuyla bağlantılıdır. Kapitalist modernitenin sınırsız çoğalttığı cinsellik eylemi, insanlık türüne dayatılan en kapsamlı kölelik aracıdır; sınırsız iktidar ve sömürü imkanına yol açar. Çoğu dinlerin bu ilişkiye kuşkuyla yaklaşması anlamlı olup, onun düşüş, çirkinlik ve hakikat dışılığa yol açmasıyla bağlantılıdır."