Not:Bu inceleme, bir takipçimin yoğun isteği üzerine yapılan bir incelemedir. 2 sene önce okuduğum bu eserin incelemesini yapmamı o kadar çok istedi ki, hadi yapayım dedim.
Açıkçası incelemeye nereden başlayacağımı da kestiremiyorum. Önce biraz yazarından bahsedelim. Adolf Hitler 20. yüzyıla damgasını vuran, 2. Dünya Savaşı'nı başlatan, özellikle başta hümanistler olmak üzere büyük bir kesimin nefret ettiği bir diktatördür. Bu yazarın bakış açısını anlamadan kitabı değerlendirmek de pek doğru olmayabilir. Almanya, 1. Dünya Savaşını kaybettikten sonra çok ağır şartlar altında bir barış antlaşması imzalamıştır. Hem savaşın hem savaş sonrası bu barışın getirdiği yükümlülükler gereği, ekonomisi iflas noktasına gelmiş, parası o kadar değersizleşmiş ki el arabalarıyla paraların taşınıp market alışverişi yapılacak noktaya gelmiştir. Almanya topraklarında uzun zamandır olan Yahudi nefreti ve bu dönemlerde bölgenin zenginlerinin de Yahudi kesimden olması, geri kalan büyük bir çoğunlukta nefret hislerini körüklemiştir. Toplumun bu nefretinin bir ürünü olarak da aşırı nefretten beslenen birinin çıkması kaçınılmazdı ve bu kişi Adolf Hitler oldu. Hitler bir yandan da o dönemdeki toplumun bir aynası gibiydi desek çok da yanlış olmaz. Nazi Partisi başa geldiğinde ülkede bir toparlanma ''şahlanma'' olduğu da geçici bir süreç için söylenebilir. Özellikle bu dönemin Almanya'sının incelenmesinin bazı şeyleri daha iyi anlaşılması için araştırılması kanaatindeyim.
Hitler, hitabeti güçlü ama pek fazla da kendini geliştirebilmiş bir kişi değildi. Belli ideolojilere sıkı sıkıya bağlanıp, hitabet yeteneğinin verdiği güçle kitleleri peşinden sürüklemiştir. Bu eserinde de kafasındaki ideali anlatmıştır. Bu ideal, özellikle günümüz koşullarına hiç uygun değildir. Örnek vermek gerekirse;