Duygu

Duygu
Çünkü, diye devam etti babam; hırs atına binenler, çoğu kez ne vakit düştüklerini anlayamazlar.
Adaletsizlik için ölmüştü Sokrates. Ölümü adaletin değil adaletsizliğin en büyük deliliydi. Binlerce yıl sonra bile dillerdeydi. Yapılan adaletsizliği tarihe kazımasına içmişti o zehri. Bugün şu zerre kadar olan adaletin var olabilmesinin temeli o gün Sokrates’in o zehri içmesi bile olabilirdi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Hiçbir zaman düşüncede hazıra konma Bilge! Başkasının oluşturduğu düşünceyi onaylamak, için değil, kendimizinkini oluşturmak için buradayız. Anlatılanla değil yaşadıklarınla, araştırdıklarınla anla hayatı. Diğerlerinin felsefesine değil, yaşamın bilimine odaklan ve kendi felsefesini çıkar. Evreni, varoluşu izle, izledikçe nasıl da her şeyin birbirine sımsıkı bağlı olduğunu, makrodan mikroya ya da mikrodan makroya her şeyin aynı etkiye tabi olduğunu anlayacaksın. Anlamak İçin emek ver...”
“ilim bir noktaydı, cahiller onu çoğalttı.” (Hz. Ali)
Minarelerin süngüye, kubbelerin miğfere, camilerin kışlaya ve müminlerin askere dönüştürülmeye çalışıldığı, Allah’ın canından intikam alırcasına, kulu kuldan dinle ayıran ve insanı insana kırdıran şey ancak şeytanın hizmetinde olabilir! İbadeti candan hınç alır gibi kullanmak cehennemi dünyaya indirmektir! Cana zarar veren Allah’ı incitir.
Şer’i at. Şer’i, yani kötülüğü at demektir. İlkel bir ruhun, kendi bedensel ihtiyaçları, keyifleri için diğerlerinin hakkını yememesi gerektiğini anlayana kadar ibadetlerle, ezberletilir gibi hatırlatmaya ihtiyacı olabilir. Şer’i, yani kötülüğü atabilmek için şekillendirilmiş kurallarken şeriat, bugün ifadenin katledildiği, hakkın korkuyla sindirildiği kötülüğün kaynağı haline getirilmiş' tir birçok Arap ülkesinde. Bugün Müslüman dünyası dediğimiz topluluğun büyük bir kısmı, bu ilk mertebede, yani kurallar kısmında takılı kalmıştır. Fazla sorgulamadan, soru sormayı saygısızlık sayıp biat ederek İslam’ı yaşadıklarını sanırlar ama İslam insandan düşünmesini bekler. Düşünmesini, sorgulamasını, anlamasını. Çünkü özü o kadar sağlamdır ki İslam’ı ne kadar sorgularsan o kadar seversin, anlarsın aslında. Ama İslam’ın özünü bilmeyenler korku imparatorluğu içinde ölümcül kurallarla sınırlandırdıkları insanları Allah’a hizmet etmek bahanesiyle bu birinci basamakta hapsederler. İşte bu birinci mertebeye obsesif bir şekilde takılı kalanlar fanatiğe dönüşürler ve özü hedeflemek ve tekâmülle ilerlemek yerine burada şekille sınırlı kalırlar. Şeriat takıntısıyla sevgisizleştirerek şeytana hizmet etmeye başlarlar. Çünkü daha önce de söylediğim gibi şekilcilik şeytana aittir Yaradan’a değil.