Psikolojide insanı en çok değiştiren şey, yaşadığı acılar değil; o acılardan sonra neyi normal sanmaya başladığıdır. Çünkü insan her şeye alışır. Sürekli kırılmaya alışır. Hep geçiştirilmeye alışır. Yalnız bırakılmaya, değersiz hissettirilmeye, çabalarının görülmemesine bile alışır… Ve bir süre sonra artık canı yanmamaya başlar. İşte en tehlikeli nokta tam da budur. Çünkü insan bazen iyileştiğini sanır. Oysa sadece hislerini susturmuştur. Psikolojide buna benzer bir durum vardır: Bir şeyi uzun süre yaşarsan, zihnin onu “normal” kabul etmeye başlar. Bu yüzden bazı insanlar sevgisiz büyüdüğü için ilgiyi garip bulur. Bazıları sürekli yargılandığı için kendisi olmaktan korkar. Bazıları da hep mücadele ettiği için huzur geldiğinde bile tedirgin olur. İnsan en çok da alıştığı şeylerin içinde kaybolur. Bu yüzden bilinçlenmek; sadece kendini tanımak değildir. Neye sessiz kaldığını fark etmektir. Seni neyin yorduğunu, neyin eksilttiğini, neyin içten içe tükettiğini görebilmektir. Çünkü bazı insanlar seni bir anda mahvetmez. Sadece seni yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır. Ve insan bazen başkalarına verdiği anlayışı, sevgiyi, sabrı… Kendisine hiç vermediğini çok geç fark eder.
Y kuşağının içinde bulunduğu durum daha iyi anlatılmazdı
Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız.Bir amacımız ya da yerimiz yok.Ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı.Bizim savaşımız ruhani bir savaş,en büyük buhranımız hayatlarımız. Tyler Durden-(Fight Club)
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölümün en teselli edici hali seni düşünmek; bir nevi şuursuzluk hali. Sevmenin en güzel hali, sen hali. Durum hali, yalın hali, susma hali, konuşma hali... Hal belirtme yerleri hep sen. Sen sevmenin ne demek olduğunu geçmişime sor, o anlatır sana; nitekim gelecek daha gelmedi, gelse o da anlatırdı sana. Neek
Hayata Dair
Mükemmel Bir Neşe ve Umut Kaynağı
IMDB'den 8.6 puan alan 1946 yapımı olan It's a Wonderful Life (Şahane Hayat) filmi, benim için IMDB puanı her ne kadar pek bir şey ifade etmiyor olsa da, aldığı puanla IMDB'ye göre dünyanın en iyi 21. filmi oluyor. Yönetmen Frank Capra'nın sinema tarihine armağan ettiği bu başyapıtı izlerken içimde çok büyük bir beklenti yoktu. Her gün en az bir film izlemeye çalışan biri olarak bu filmi, o zaman izlediğim dizi olan Friends'te isminin geçtiğini işitmiştim; isim de bir yerden kulağıma tanıdık gelince seyretmeye koyuldum. Film, çevresi tarafından hatırı sayılan, saygıdeğer ve çok sevilen birisi olan George Bailey Tanrı'nın en büyük mucizesinden vazgeçmek üzereyken açılış yapıyor. Bu sırada kendisinin akıbetini kimse bilmediğinden küçük kasabasındaki neredeyse herkes onun için Tanrı'ya dua etmeye başlıyor. Tanrı bu kadar duaya yanıtsız kalamıyor ve en büyük mucizesinden vazgeçmesini önlemek için bir meleği görevlendiriyor. Daha sonra bu meleğe George Bailey'yi tanıması için onun hayatından önemli kesitleri izletiyor. Buradan sonrasını anlatmayacağım. Ben kendime "duygusal" birisi demem; sanırım çevrem de bunu tasdik eder. Fakat bu filmi izlerken tam iki kez ağladım ben. Duygusal birisi olmadığımdan film izlerken pek ender ağlarım. Dahası bu ağlayışlarımdan birisi mutluluktan olmuştu. Bunun bir daha herhangi bir filmi izlerken tekrar edecek bir durum olmadığına eminim. Ben bu incelemeyi Frank Capra'nın bu naçiz başyapıtı ülkemizde pek bilinmediğinden herkese önermek adına kaleme alıyorum. Ama en çok da hayatını önemsiz, değersiz, yaşamaya o kadar da değer bulmayan insanlara öneririm. Bu değerlendirmemi filmi izledikten önce de sonra da bir mübalağa olarak görebilirsiniz ama; bu film hayatın kutsiyetini, paha biçilemezliğini size hayatınızda karşınıza çıkacak birçok şeyden
Film
wattpad yazarları
Öncelikle son bir aydır hiç aktif değilim kusura bakmayın lütfen😭 Bu ay hiç kitapta okuyamadım, bu gönderiyi de hem anlık bir sinir dalgasıyla hem de ölen aktifliğimi geri getirmek amacıyla yazıyorum^^ Ve ilk olarak şunda bir anlaşalım, wattpad bir tür değil bir platformdur aynı şekilde klasiğinde bir tür değil sadece "klasikleşmiş ve zamansız, değerini kaybetmemiş" kitapları içerdiği gibi. Beni en irite eden şeylerden biri de "wattpad yazarı" ifadesi. Wattpad hakkında ki fikrim birçoğunuza uymayabilir ancak ben wattpad'te içerik yayınlanmasından ve wattpad'te yayınlanmış şeyleri okumaktan utanmıyorum. Platformu nasıl kullandığınızla ilgili bir durum bu. Yani şöyle düşünün... Şu an "wattpad yazarı" olarak anılmayan ama güncel olarak yazan Türk yazarlardan bahsedelim, Ahmet Ümit mesela. Eğer kitaplarını basmadan önce wattpad de yayınlasaydı mesela, yine wattpad kitabı mı olurdu? Kaç yaşında adam o zamanlar neden bununla uğraşsın demeyin lütfen, sadece bir düşünce. Belki kitaplarını dijitalde yayınlatmak isteyip wattpad de paylaşsaydı yazdıkları değerini kaybeder miydi? (yazdıkları edebi mi bilmiyorum hiç okumadım ancak okunan ve wattpad yazarı olarak anılmayan biri) Wattpad'in bir etiket damgası haline geldiğini düşünüyorum. İster dark romance yazın, ister distopya ister fantastik hatta wattpad'de kitap yayınlatmış olmasanız bile genç bir Türk yazarsanız, olay örgüsü odaklı bir şeyler yazıyorsunuz bu damgayı yiyorsunuz. Wattpad utanılacak bir şey değil bence, içerik haznesi çok geniş, ve kötü "cringe" içeriklerin olması oradaki tüm eserleri çöp yapmıyor. Ama işte bu etiket birçok kişinin bakışını değiştiriyor. Akıcı ve sade bir dil yazarsanız; edebi değil ve boş, edebi cümleler ve betimlemeye yer verirseniz; klasik yazmaya çalışmış ama becerememiş,
1000Kitap
"Epey önemli bir şey söylüyorsunuz. Yani sizce ışıkları kapatıktan sonra başlayan çarpıntımın nedeni, ölüm kaygısı mı? "Evet, aynen öyle düşünüyorum. Siyah kuşun olduğu kâbusunda ışıkların kararmasını hatırlıyor musun? Karanlık, kişinin kendi ölümünü fark etmesi için gereken zemini hazırlar. Yeri gelmişken, yapbozun bir diğer parçasıyla ilgili bir şey daha söylemek istiyorum. Cinsel uyarılman..." Bir defada çok fazla şey söylediğimin farkındaydım ama bir kez başlamışken artık kendimi durduramıyordum. "Seksi, ölümün canlı rakibi olarak görmüşümdür hep. Zaten orgazm, yaşamın başlıca kıvılcımı değil midir? Ölümle ilgili korkuları nötrlemek için cinsel duyguların alevlendiği pek çok durum biliyorum. Bence kâbusunun sonundaki güçlü ereksiyona yol açan da bu koruyucu süreçti. Ayrıca bu durum yatmadan önce mastürbasyon yapmanı da açıklıyor. Mastürbasyon sayesinde ölüm kaygısını kovuşturarak kendini teskin ediyorsun."
Alıntı