youtu.be/izYzuG0Vh2k?si=... Sleuth Ormanı'nın kayalık yamacının Göle doğru sokulduğu yerde, Yapraklarla kaplı bir ada uzanır, Kanat çırpan balıkçılların uyandırdığı Uyuşuk su sıçanlarının olduğu; Orada peri fıçılarımızı sakladık, Dopdolu En kırmızı çalıntı kirazlarla. Gel bizimle, ey insan çocuğu! Sulara ve yabana,Bir periyle el ele, Çünkü bu dünya anlayamayacağın kadar çok gözyaşıyla dolu. Ay ışığı dalgalarının parıldattığı, Loş gri kumların ışıkla dolduğu, En uçtaki Rosses açıklarında Bütün gece dans ederiz, Eski dansları dokuyarak, Ellerimiz ve bakışlarımız birbirine karışarak, Ay kaçıp gidene dek; Oraya buraya sıçrarız Ve köpüklü baloncukları kovalarız, Dünya dertlerle doluyken Ve uykusunda endişe duyuyorken. Gel bizimle, ey insan çocuğu! Sulara ve yabana, Bir periyle el ele, Çünkü bu dünya anlayamayacağın kadar çok gözyaşıyla dolu. Glen-Car'ın yukarısındaki tepelerden Akan suların çağıldadığı yerde,
Hikâye: Sükûtun Yankısı / Suat Kıyak
Aras, şehrin gürültüsünde anlamını yitirmiş, başarılı ama mutsuz bir mimardır. Modern dünyada kaybolmuş bir ruhun, eski bir sahaf dükkanında bulduğu yazılarla kendi özüne dönüşü gerçekleştirme mücadelesi yolculuğuna Sadi Bey'in rehberliğinde başlamıştır. Sadi bey Aras'ın yoluna ışık tutan, az konuşan, "nefesin kıymetini" bilen bir sahaftır... ★ Aras, bir akşam yağmurdan kaçarken kendini eski bir dükkanda bulur. Orada, tozlu rafların arasında bir defter keşfeder. Defterin başında "Sükûtun Yankısı" yazmaktadır. Her bölümde bir "kelam" yer alır ve Aras bu sözlerin izini sürerken kendi hayatındaki düğümleri çözer. ★ Şehrin metalik kokusu genzini yakıyordu. Aras, elindeki dosyaları sıkıca tutarak kalabalığın arasında adeta akıntıya karşı kürek çekiyordu. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor, ama kimse nereye gittiğini tam olarak bilmiyordu. Tam o anda, sokağın kuytusunda kalmış, vitrini loş bir dükkan çarptı gözüne. Kapının üzerindeki pirinç levhada sadece şu yazıyordu: “Kelam nefesle can bulur, nefes ise sükûtla.” İçeri girdiğinde zamanın durduğunu hissetti. Yaşlı bir adam, gözlüklerinin üzerinden ona bakıp gülümsedi. "Hoş geldin evlat," dedi Sadi Bey. "Tam da nefesin daraldığı bir vakitte geldin." Aras şaşkındı. Sadi Bey masanın üzerindeki yıpranmış defteri ona uzattı. "Bu defterde yazanlar sadece mürekkep değil, birer yol haritasıdır. Okumak yetmez, solumak gerekir." Aras defteri açtı. İlk sayfanın başlığı altındaki ilk satırı okumaya başladı: "Dünya gürültüsü, kalbin fısıltısını duymaman için kurgulanmış bir dekordur. Dur ve sadece nefes al. Çünkü o nefes, sana senden daha yakındır." O gece Aras için dönüşüm başlamıştı. Artık sadece binalar değil, kendi ruhunun mimarisini de yeniden inşa edecekti belki. Ne yazmıştı Sadi bey o defterde: "Huzur içimizde, idrâk ve
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Değil Mi Ki Dünya Burası
Kırık düşler ülkesi Buruk gülüşlerin gölgesi Değil mi ki dünya burası Sağanak yürüyüşlerin diyarı Sırılsıklam yalnızlığın mekanı Değil mi ki dünya burası Mürekkep yerine kanın aktığı Gülüşler yerine gözyaşının çağıldadığı Değil mi ki dünya burası Ayakların değil adımların yorulduğu Ellerin değil, umutların hayallerin nasır tuttuğu Değil mi ki dünya burası Yutulan seslerin yurdu Çürüyen güzelliklerin müzesi Yeşeremeyen fidanların ormanı Değil mi ki dünya burası Kapıların değil dudakların mühürlendiği Suçluların değil düşlerin prangalandığı Korkakların değil cesurların yuhalandığı Övgülerin değil sövgülerin onaylandığı Değil mi ki dünya burası Sözün sesten koparıldığı Renklerin ışıktan ayrı bırakıldığı Burunların kesilip, hoş kokuların salındığı
1000Kitap
Düşler Ormanı...
Kelebekler hep böyle beneklimidir... Kadimce
Düşler Ormanı...
Bu gün hayatımı, yeni bir filize bırakıyorum... Kadimce
Düşler Ormanı...
Kırarlar elbet dalımı, ağzım yok ki çığlık atayım... Kadimce