8/10
·320 syf.··
2026 29. kitabı
Denizlerin hakimi bir korsan kralın kızıysanız, hayatınız sadece ganimetlerden ibaret olamaz; o, büyük bir satranç oyunudur. Tricia Levenseller, Alosa karakteriyle bize sadece 'güçlü bir kadın' portresi değil, aynı zamanda kurnaz bir stratejist sunuyor. Kendi isteğiyle esir düşmek, zekice kurgulanmış bir oyunun sadece ilk adımıydı. Kitap boyunca Alosa’nın düşman gemisindeki o tehlikeli dansını izlemek, kendi başına bile yeterince sürükleyiciyken, üzerine eklenen gizemli haritalar ve karakterler arası o kıvılcımlı diyaloglar kitabı elinizden bırakmanızı zorlaştırıyor. Eğer 'aksiyon, biraz mizah ve deniz kokulu bir macera' arıyorsanız, Alosa ile tanışmanın tam vakti. #KorsanKralınKızı #DaughterOfThePirateKing #TriciaLevenseller #FantastikKurgu #KorsanMaceraları #KitapYorumu #GüçlüKadınKarakterler
Korsan Kralın KızıTricia Levenseller · Martı Yayınları · 20221,489 okunma
8/10
·240 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:08
1959 yılında California'da bir grup insanın, "Bevatron" adlı güçlü bir parçacık hızlandırıcıyı gezerken geçirdikleri bir kaza ile başlar. Proton ışınının altında kalan sekiz kişi, fiziksel olarak baygın halde hastanede yatarken, zihinsel olarak kendilerini tamamen değişmiş dünyaların içinde bulurlar. Gezgin grup, kazanın etkisiyle sırayla aralarındaki bazı kişilerin zihninde yarattığı evrenler içine hapsolur. Her uyandıkları dünya, o dünyayı yöneten kişinin takıntılarını, korkularını, dini inançlarını veya ideolojilerini yansıtmaktadır. Karakterler bir sonraki dünyaya geçip kendi "gerçekliklerine" dönmeye çalışırken, aslında insan psikolojisinin en karanlık odalarında seyahat ederler. Grup ilk olarak Arthur Sylvester adındaki bağnaz bir ihtiyarın zihnine düşer. Sylvester’ın dünyası, dogmatik inançların ve yozlaşmanın somutlaşmış halidir. Gökyüzünde her şeyi izleyen devasa bir gözün olduğu, bilimin yerini mucizelerin aldığı bu evren, aslında günümüzde de sıkça gördüğümüz kendi doğrusunu ve inancını korku unsuru yaratarak başkalarına dayatan insan modelini temsil eder. Yalan söyleyenin dilinde çıban çıkması gibi absürt cezalar, dinin ve inancın insanları manipüle etmek için nasıl bir baskı aracına dönüştürülebileceğinin bir eleştirisidir. Bu dinsel kabustan kurtulduklarında ise tam zıt kutupta yer alan, aşırı steril bir dünyaya, yaşlı bir kadın olan Edith Pritchet’ın zihnine geçiş yaparlar. Pritchet’ın dünyası; kötü, çirkin ve müstehcen bulunan her şeyin sansürlendiği, yapay bir düzenle yönetilir. Kadın; cinselliği, eti, kanı, hatta dünyadaki tüm böcekleri iğrenç bulduğu için onun zihninde bu kavramlara yer yoktur. Bu durum, günümüz dünyasındaki hayatın tüm gerçeklerini filtrelemek isteyen, her olumsuzluktan tetiklenen ve aşırı duyarlılık adı altında her şeye sansür
Edebiyat
Gökteki GözPhilip K. Dick · İthaki Yayınları · 2026259 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir Turan Peygamberi
7/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
Bir Turan Peygamberi…. Tarihimizin en kritik dönüm noktalarından, benim de araştırmayı, okumayı çok sevdiğim 1865 - 1919 yıllarına ait bu edebi eserleri okurken; siyasetin nasıl adım adım değiştiğine de şahitlik ediyoruz. Çok tatmin edici bir deneyim benim için. “AY DEMİR” de 1918 yılında, Müfide Ferit Hanım tarafından yazılmış, o yıllarda yeni yeni parlayan Türk Milliyetçiliğini, Turancılığı bize gösterecek bakalım. Kitabımızda “DEMİR” adında İstanbullu bir doktorun, aşkını ve vatanını ardında bırakıp Orta Asya’ya, Rusların esaretindeki Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara unutmaya yüz tuttukları Türklüğü, Turan’ı anlatmaya gidişi konu ediliyor. Kitapta İstanbul’daki siyaset ortamıyla, Orta Asya’daki halkların durumlarıyla, Ruslarla, Müslüman Din adamlarıyla ilgili önemli tespitler var. Bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ama öncesinde Türk Milliyetçiliği nasıl ortaya çıktı, Müfide Ferit ve kocası Ahmet Ferit kimdir bunları anlatmam gerek yoksa “AY DEMİR” gibi bir karakterin ortaya çıkışı yeterince anlaşılamaz. Şimdii, işte Reformlardı, Aydınlanmaydı, özellikle Fransız İhtilaliydi derken Avrupa’da milliyetçilik zaten vardı. Ancak bizimki gibi bir imparatorluğun içinde, milliyetçilik fikri tehlikeli olacağından uzun yıllar konuşulmadı. Osmanlı’da halk, milliyetlerinden ziyade dinlerine göre sınıflandırılıyordu. Müslimler, Gayri-müslimler şeklinde. Bugün andığımız Namık Kemallerin yer aldığı 1865’te kurulan Genç Osmanlılar bile vatan ve özgürlük vurgusu yaparken, yine Osmanlı olarak, şeriat kurallarıyla hareket edilmesini savunuyorlardı. Ayrı bir Türk milliyetçiliği, Turancılık kavramı yoktu. Taa ki Türk toprakları kaybedilmeye başlayana kadar. Kaybedilen topraklarda yaşayan Türk halkları, kalan topraklara doğru, anadoluya doğru geldikçe, gördükleri zulümün de
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022699 okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2026 1. kitabı
Francis Bacon’ın "Yeni Atlantis" (New Atlantis) eseri, hem felsefe tarihi hem de bilim kurgu/ütopya edebiyatı için tam bir dönüm noktasıdır. Kitabın adı zaten doğrudan Platon’a (Eflatun) bir naziredir. Platon, Timaios ve Kritias diyaloglarında Atlantis adında, lüks ve kibir yüzünden tanrılar tarafından cezalandırılıp sulara gömülen muazzam bir uygarlıktan bahseder. ​Bacon bu esere "Yeni Atlantis" diyerek Platon’a şu mesajı gönderir: ​"Senin Atlantis’in gücünü, zenginliğini ve bilgisini kibre, savaşa ve sömürgeciliğe alet ettiği için helak oldu. Benim 'Yeni Atlantis'im ise bilgiyi Allah korkusuyla ve insanlığın hizmetinde kullandığı için ayakta kalacak." *** Roman, Peru’dan yola çıkan bir geminin Pasifik Okyanusu’nda kaybolmasıyla başlar. Azıkları tükenen, hastalıktan kırılan ve ölümün eşiğine gelen mürettebat, kendilerini haritalarda hiç görünmeyen gizemli bir adanın açıklarında bulur. ​Gemicilerin ulaştığı adanın adı Bensalem’dir. Bu isim rastgele seçilmemiş, İbranice iki kelimenin birleşiminden oluşturulmuştur: ​Ben: "Oğul" anlamına gelir. ​Salem (Şalem/Selam): "Barış" veya "Kudüs" (Yeruşalim) anlamına gelir. ​Yani Bensalem, kelime anlamıyla "Barışın Oğlu" veya "Yeni Kudüs" demektir. *** Gemiciler adaya yanaşmak istediklerinde, diğer klasik ütopyaların aksine vahşi bir dirençle karşılaşmazlar. Aksine, son derece organize, temiz, dindar ve yardımsever bir halkla karşılaşırlar. Kendilerine hemen ilaç, yiyecek ve kalacak yer (Yabancılar Evi) sağlanır. ​Bacon burada okuyucuya ilk mesajını verir: İdeal bir toplum, yabancıya korkuyla değil, kurumsallaşmış bir merhamet ve düzenle yaklaşır. *** Adanın kalbinde olan bilim merkezine Süleyman Evi (Solomon's House) denir. Kitapta adanın eski krallarından Solamona’nın bu merkezi kurduğu ve buraya İsrail Kralı Hz.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Maya Kitap · 20243,403 okunma
Sanılanın Aksine Mehmet Akif Ersoy
Puan vermedi·296 syf.·
2025 377. kitabı
Merhabalardan bir demet. =) O sıkça rastladığım kafalardaki Mehmet Akif Ersoy ile okuduğum Mehmet Akif Ersoy'un arasında dağlar var... Sözü uzatmadan virgülü virgüle ataçlamadan konuya dikey dalış yapacağım. Hoş geldiniz. =) İlk olarak 2. Abdülhamit'e yazdığı şiiri sunmak isterim: YILDIZ'DAKİ BAYKUŞ "Çoktan beridir vardı benim bir derdim: Gideyim, zalimi ikaz edeyim, isterdim. O, bizim câmi uzaktır, gelemez, mani' ne? Giderim ben, diyerek, vardım onun cami'ine. Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid, Koca Şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid." Belki kırk elli bin askerle sanılmış Yıldız; O silahşörler, o al fesli herifler sayısız. Neye mâl olmada seyret, herifin bir namazı: Sâde altmış bin adam kaldı namazsız en azı! Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma, Dedim ki: "Bunca zamandır nedir bu gizlenmek? Biraz da meydana çıksan da hasbihål etsek. Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören; ne eden; Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden. Değil mi saklanıyorsu, demek ki: Korkudasın; Ya çünkü korkan adamlar, gerek ki saklansın. Değil mi korkudasın var kabâhatin mutlak!" NOT: Birçok tarihçi şunda hemfikirdir Mehmet Akif Ersoy, hayatının sonuna kadar pişman olduğunu dile getiren bir beyanı olmamış, hatta 1926'da Safahat adlı bir kitabının yeni baskısında bu şiire yer vermiştir. Bir diğeri... İstibdâd şiirinden: Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse, "Bu bir câni!" dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse. Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,
VaizSinan Meydan · İnkılap Yayınevi · 2015209 okunma
"YOLUN OĞLU-AFRİKALI LEO"
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2025 159. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 00:00
Amin Maalouf’un o büyüleyici dünyasına yaptığım bu yolculuk, sadece bir kitabı okumak değil, kendi ruhumun katmanları arasında dolaşmak gibiydi. Lübnan doğumlu olup Fransa’da yaşayan Maalouf, kendi çok kültürlü kimliğini bu ilk romanına öylesine bir ustalıkla nakşetmiş ki; Asya ve Akdeniz’in o kadim kokusunu her sayfada duyabiliyorsunuz. Hasan’ın (Afrikalı Leo) 40 yıllık serüveni, aslında insanlığın sınırlarla, inançlarla ve kendi kaderiyle olan bitmek bilmeyen kavgasının bir panoramasını sunuyor. İşte bu duygu yüklü yolculuktan ruhumda kalan o derin izler: "Yolların oğluyum ben, ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların en beklenmedik olanı." Kitap, Hasan’ın kendisini tanıttığı bu muazzam cümlelerle başlıyor: "Ben Hasan, bir berberin sünnet ettiği, bir papazın vaftiz ettiği ben..."Maalouf bize daha ilk sayfada, tek bir kimliğe sığamayan, "dünya vatandaşı" olmaya doğmuş bir ruhun portresini çiziyor. Hasan, gittiği her yere adapte olan ama hiçbir yere tam anlamıyla ait olmayan bir "köprü" karakter.. Onun hikayesi, aslında Maalouf’un kendi hayatındaki o "doğu-batı" sentezinin bir izdüşümü gibi. "Bu kent, onu yağma etmek isteyenlerce korunmakta, kendisine düşman olanlarca yönetilmekte." Granada’nın düşüşüyle başlayan hikayede, bir medeniyetin can çekişine tanıklık ediyoruz. Maalouf, o dönemin sadece tarihini değil, psikolojisini de anlatıyor. Dışarıdan gelen tehditler karşısında toplumların nasıl içe kapandığını, "gelenekleri bir kale yapıp kendilerini oraya kilitlediklerini" kitapta net bir şekilde görüyorsunuz. İnsanların dindarlıklarını bir zırh gibi kuşanıp, sadece "yanlış anlaşılmamak için" gülümsemeyi unuttukları o hüzünlü ve samimiyetsiz atmosfer, insanın kalbini sızlatıyor... "Yitik bir ülke, çok yakın bir akrabanın ölüsü gibidir. Onu saygıyla göm ve sonsuz
Roman
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202418,4bin okunma