"her yanı mavi parıltılarla kaplı geniş bir haftanın,
uzaklığı insanın içine dokunan karanlık bir çınar halinde, bahçedeki çınarların ortasında aylarca uğuldadığı olmuş."
"başka bir deyişle, şehir her zamanki gibi engin maviliklerden olușan berrak bir göğün altında sere serpe yatıyor, hayat dediğimiz șu muhteșem dağınıklık da, genişliğini bir kez daha yineleyerek, kendi bildiğince akıp gidiyormuş."
...kaçın yağmur yağacak, diye bağırdı.
o sırada, demir parmaklıkların gerisinden görebildiğim kadarıyla, kimse dönüp bakmadı ona. sesini bile duymadılar belki, duydularsa anlamadılar, anladılarsa umursamadılar ve yanından yöresinden, birbirine karışan rüzgârlı adımlarla geçip geçip gittiler.
- tutamak sorunu dedim. dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaylardaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. herkesin,
"- Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur,"' demesini isterdi. daha gülünçleri de vardır. ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! bir kadın. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!