Bunu kendi kendine söylerken dolu dolu olmuştu gözleri. Hem iyi gözyaşlarıydı bunlar, hem kötü. İyiydiler, çünkü içinde yıllardır uyuyan o ruhsal varlığın uyanmasından duyulan sevinç gözyaşlarıydılar; kötüydüler, çünkü kendi kendine, erdemine acımanın gözyaşlarıydılar...
Bu çeşit uyanmalardan sonra yaşayışına bir daha hiç ayrılmamaya kararlı olduğu bir yön verirdi. Günlük tutmaya başladı. Ömrünün sonuna dek süreceğini umduğu yepyeni bir yaşam olurdu bu. Ama dünya nimetleri her seferinde avlardı onu. Kendi de farkında olmadan gene düşerdi. Üstelik bir öncekinden daha kötü bir düşüş olurdu bu.
Nehlüdof’un “ruh temizleme” dediği şey ilk kez gelmiyordu başına. Ruh temizleme diye, uzun bir aradan sonra iç yaşayışının yavaşladığını, hatta bazen durduğunu sezinleyerek, ruhunda birikip bu duraklamaya neden olan tortuyu, pisliği atma işlemine, bu ruhsal duruma derdi.