gene de, aydınlık sona erdiğinde, ilerleyip giden at arabasının arkasında kendini solgun ve kederli bir yüzle dalgın dalgın yürüyorken buluyormuş nedense.
sonra, dakikalar geçtikçe, bütün umutlar gibi hic beklenmedik bir anda herhangi bir yerden, herhangi bir nedenle, herhangi bir sekilde yeniden doğuyormuş tabiî. kimi zaman gök sümüklü çocukların gözlerinden
bakan zamanın, içi derin boşluklarla dolu çıplaklığından doğuyormuş sözgelimi; kimi zaman eşyaların ıssız ve kederli duruşlarından, kimi zaman bu duruşları birbirine bağlayan insanların uyumuş zamanlara benzeyen tekdüze hareketlerinden, kimi zaman da sağda solda yankılanan ne idüğü belirsiz gürültülerle bu
gürültülerin ölgün uzantılarıymış gibi gözüken çeșitli gölgelerin arasından doğuyormuş
gerçi, umut denemeyecek kadar küçükmüş bu umut; büyük bir olasılıkla oradaki hayatı hiç kimseye hiçbir șey vaat etmeyen içler acısı görüntülerinden doğuyor, doğunca belli belirsiz ışıyor, ışırken de at arabasından saçılan kıl kokulu tıkırtıların ağırlığı altında
ezilerek, birdenbire kaybolup gidiyormuş