Şimdi sen düşün Benjamin Efendi. Uyardılar. Bugün düştün düştün, düşmedin yarın gözaltı, sonra adliyeye sevk.

Seni gördüğüm zaman ,otobüste cam kenarına oturmuş gibi seviniyorum düşün yani 😂

Ruh Hekimi, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Yaşı küçük biriyle karşılaşırsan,
"Bu Allah'a henüz isyanda bulunmamıştır. Ben ise çok günah işledim, öyleyse kuşkusuz bu benden daha hayırlı biridir." diye düşün.

Yaşı büyük biriyle karşılaşırsan,
"Bu benden önce Allah'a kulluğa başlamıştır." diye düşün.

Alim birisiyle karşı karşıya gelirsen,
"Buna bana verilmeyen ilim verilmiştir, benim bilmediklerimi bilmektedir, bir de bildikleriyle amel etmektedir." diye düşün.

Karşına gelen kimse cahil biriyse,
"Bu, cehaleti sebebiyle Rabbine isyan etmiştir. Ben ise bildiğim halde isyan ediyorum! Öyleyse o benden üstündür. Bir de onun ve benim akıbetim nasıl olacak hiçbir bilgim yok." diye düşün.

Eğer karşına kâfir birisi çıkarsa,
"Bu adam ileride müslüman olur, ömrünü hayırlı amellerle tamamlar; bense, küfre düşebilirim, ömrümü kötü amellerle bitirebilirim." diye düşün.

Nefsini Bilen Rabbini Bilir, Haris El MuhasibiNefsini Bilen Rabbini Bilir, Haris El Muhasibi

Günaydın
"Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı?
Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi?
Sessizliği bozacak kadar değerli mi?"

*Lao Tzu

Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı?
Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi?
Sessizliği bozacak kadar değerli mi?

*Lao Tzu

“Sen güzel bir düştün. İmkansızdın, ve ben yine de, o düşün peşine düştüm.”

Düşün duygu yüklenmişti kervanlara harfleri
Uzak yollardan gelmişti
Allah diye diye arş a yükseliyordu seslenisleri
Bir dua bir dua ..
Belli mi olur belki kevserde bir tas huzur verirlerdi..
Gözyaşları islatirdi ..göz cukurlarinda sogurdu..
Allahım sen ayırma yolundan..Sen affeyle..Sen bağışla..

《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Heyetler Yılı :
Amr b.Âs ile Ebu Zeyd'in Umman'da Yapacağı İşler

Umman halkı kelime-i şehadet getirmeyi kabul ederek Allah'a ve Resûlüne boyun eğecek olurlarsa, Amrb.Âs orada yönetim işleriyle uğraşacak;[10] Yani Müslüman zenginlerden sadaka ve zekatlarını toplayacak, onların yoksullarına dağıtacak,
Mecusilerden (ateşe tapanlardan) cizye alacak,[11] Müslümanlar arasındaki
dâvaları da halledecekti.
Ebu Zeyd ise;
namaz kıldıracak, halka İslâmiyet] anlatacak, Kur'ân-ı Kerîm'i ve sünnetleri
öğretecekti. Amr b.Âs ile Ebu Zeyd, Umman'a gittiler. Ceyfer ile kardeşi Abd'i,
deniz sahilindeki Suhar panayırında buldular.[12] Suhar; Umman'ın her yıl Recep ayının başında açılıp beş gece süren panayırı idi.[13] Amr b.Âs der ki:
"Umman'a vardığım zaman, önce Abd b.Cülendâ ile buluşmak istedim. Çünkü, o, iki adamdan en uslusu idi.[14] Ona: 'Ben sana ve senin kardeşine Resûlullah Aleyhisselamın gönderdiği elçisiyim!' dedim. Abd:
'Kardeşim yaşça ve saltanatça benden önce gelir. Ben seni onunla görüştüreyim. Mektubunu o okusun!1 dedi.[15] Sonra da:
'Sen nelere davet ediyorsun?1 diye sordu.
'Ben seni bir olan, eşi ortağı olmayan Allah'a iman ve ibadet etmeye, O'ndan başkasına tapmayı bırakmaya, Muhammed'in de O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getirmeye davet ediyorum!' dedim. Abd b.Cülendâ:
'Ey Amr! Sen kavminin ulu kişisi olan bir kişinin oğlusun. Senin baban bu hususta nasıl davrandı, ne yaptı? Şüphe yok ki; o bize bu yolda bir misal, bir örnek olabilir!' dedi. 'O, Muhammed Aleyhisselama
iman etmeden ölüp gitti. Ben onun da Müslüman olmasını ve Muhammed Aleyhisselamı doğrulamasını çok arzu ederdim! Ben de önceleri onun görüşünde idim. Nihayet, Allah beni İslâmiyete hidayet etti1 dedim. Abd:
'Sen ona ne zaman tâbi oldun?' diye sordu. Necaşî'nin yanında!' dedim
ve Necaşî'nin ne zaman Müslüman olduğunu haber verdim. Abd:
'Necaşî'nin kavmi, onun hükümdarlığı hakkında ne yaptı?' diye sordu. 'Hükümdarlığında bıraktılar ve ona tâbi oldular!' dedim. 'Uskuflar* ve ruhbanlar da
ona tâbi oldular mı?' diye sordu. 'Evet!' dedim. Abd:
'Ey Amr! Söylediğin şeye dikkat et! Adam için, yalan söylemekten daha ayıp, daha kötü bir huy yoktur!' dedi. 'Ben ne yalan söylerim, ne de dinimizde yalanı helâl sayarız!' dedim. Abd:
'Herakliyus, Necaşî'nin Müslüman olduğunu öğrenebilmiş mi idi?' diye sordu.
'Evet!' dedim. Abd:
'Bu, nasıl ve hangi şeyle öğrenilebilmiş?' dedi. 'Necaşî,
Herakliyus'a haraç gönderirmiş. Müslüman olduğu, Muhammed Aleyhisselamın peygamberliğini
doğruladığı zaman:
'Hayır! Vallahi, benden bir tek dirhem bile istemiş olsa, ona vermem!' demiş.
Herakliyus onun bu sözünü
haber alınca, kardeşinin oğlu Yennak:
'Senin dinine aykırı, sonradan ortaya çıkan bir dini din edinen kulunun yaptıklarını yanına bırakacak mısın?!' demiş. Herakliyus da:
'Adam kendisi için bir din seçmişse, ben ona ne diyebilirim? Vallahi, ben de,
esirgeyip cimrilik etmeseydim, muhakkak onun yaptığı gibi yapardım!' demiş'
dedim. Abd:
'Ey Amr! Neler söylediğine dikkat et!' dedi.
'Vallahi, sana doğru söylüyorum!' dedim.
Abd:
'Peygamberiniz neleri emrediyor? Nelerden de sakındırıyor? Onları da bana haber ver?' dedi. 'Yüce Allah'ın
buyruklarına boyun eğmeyi emrediyor. Ona asi olmaktan, karşı koymaktan
sakındırıyor. İyiliği, akraba haklarını gözetmeyi emrediyor. Zulümden,
haksızlıktan, zinadan, içkiden, taşlara, putlara, salibe tapmaktan sakındırıyor' dedim. Abd:
'Onun davet etmiş olduğu bu şeyler ne kadar güzeldir! Kardeşim beni
dinlese, bana uysa da, gidip Muhammed'e iman ve onun getirdiklerini doğrulasak
ne iyi olurdu. Fakat, kardeşim saltanata
düşkün ve onu elden bırakmakta cimridir!' dedi. 'Eğer o Müslüman olursa, Resûlullah Aleyhisselam yine onu kavmine hükümdar yapar. Zenginlerinden sadakalarını alır, fakirlerine, yoksul olanlarına verir' dedim.
Abd:
'Hiç şüphesiz, bu da güzel ahlâktır!1 dedi ve 'Sadaka dediğin nedir?' diye sordu. Mallar hakkında farz ki İman zekat ve sadakanın nev' ve miktarlarını ona haber vere vere develerin zekatına geldiğim zaman, Abd, bana:
'Ey Amr! Ağaçlardan, otlardan yayılan ve sulanmak için su başlarına sürülen yaylım hayvanlarımızdanda mı zekat ve sadaka alacaksın?1 diye sordu. 'Evet!' dedim. Abd:
'Vallahi, yurtlan uzak, sayıları da pek çok olan kavmimin bunu benimseyeceklerini pek sanmıyorum!' dedi.[16] Kapısında günlerce bekledim.[17] Abd, kendisine verdiğim haberlerin hepsini kardeşine ulaştırdı.[18] Sonra, bir gün, Ceyfer beni
çağırdı. Yanına girdim.[19] Ceyfer'in adamları, hemen kollarımı tuttular. Ceyfer:
'Bırakınız onu!' deyince, bıraktılar. Oturmak için ileri vardım. Beni oturtmadılar. Ceyfer'e baktım.
Bana: 'Dileğini getir!' dedi.[20] Mühürlü mektubu kendisine sundum. Açıp sonuna kadar okuduktan sonra, kardeşine verdi.
O da, Ceyfer gibi okudu. Kendisini, kardeşi Ceyfer'den daha uslu ve mülayim gördüm.[21] Ceyfer:
'Bana haber ver: Kureyşîler bu hususta ne yaptılar? Nasıl davrandılar?' diye sordu.
'İslâmiyeti benimseyerek de, kılıç korkusu ile de tâbi oldular!1 dedim. Ceyfer:
'Onun yanında bulunanlar kimlerdir?' diye sordu. 'Allah'ın hidayetiyle akılları başlarına gelip dalâlet içinde bulunduklarını anlamış, İslâmiyete can atmış ve Resûlullahı başka herşeye tercih etmiş, üstün tutmuş olanlardır. Şu çıkış yeri bulunmayan vadilerde senden başkasının kaldığını bilmiyorum! Sen bugün Müslüman olmaz, Resûlullaha uymazsan, süvarilere çiğnenirsin. Cemaatin de perişan ve darmadağın olur.
Müslüman ol, selamete er! Yine, kavminin üzerine hükümdar olursun! Senin üzerine ne süvariler, ne de piyadeler gelir!1 dedim.[22] Ceyfer:
'Sen bugün beni kendi halime bırak da, yarın yanıma dön!' dedi.[23] Ceyfer'in kardeşinin yanına döndüm. Bana 'Ey Amr! Eğer saltanatı esirgemez, cimriliği tutmazsa, kendisinin Müslüman olacağını umarım' dedi. Ertesi gün olunca, tekrar
Ceyfer'e gittim. Ceyfer, içeri girmeme izin
vermeye yanaşmadı. Ceyfer'in kardeşi Abd'in yanına döndüm. Ceyfer'le buluşamadığımı ona haber verdim. Bunun üzerine, beni götürüp Ceyfer'le buluşturdu.[24] Ceyfer:
'Ben senin davet ettiğin şey üzerinde düşündüm: Eğer ben elimdeki saltanatımı başka bir adama bırakırsam, Arapların en zayıfı ve düşkünü durumuna düşerim![25]
Onun süvarileri, buralara kadar gelip ulaşamazlar. Eğer gelir, ulaşırlarsa,
ortada kimi bulup da savaşacaklar?1 dedi.[26] 'Öyleyse, ben yarın çıkıp gideceğim!' dedim. Ceyfer benim gideceğime
kanaat getirince,[27] kardeşi onunla gizlice konuştu:
'Biz bu hususta ona üstün gelemeyiz!
Kendilerine haber saldığı her hükümdar, davetine icabet etti!' dedi.[28] Ceyfer, ertesi günü, sabahleyin, bana haber saldı.
Huzuruna varınca,[29] kendisine:
'Ey Cülendâ! Sen her ne kadar bizden uzakta bulunuyorsan da, Allah'tan uzakta değilsindir. Seni tek başına yaratmış olan Allah, ibadeti yalnız Kendisine tahsis etmene ve O'nun seni yaratırken işe karıştırmadığını senin de ibadette O'na ortak tutmamana lâyıktır. İyi bil ki; sen ölü bir halde iken, O seni diri kıldı. Seni yine eski haline çevirecek, öldürecek, sonra da diriltecektir. Bak! Şu ümmî peygamber sana dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak bir din getirmiştir. Ahiret ecir ve mükâfatını isteyen, ondan yararlanır.
Nefsine uyan ise, onu bırakır. Sonra bak! İyi düşün ki; o, insanların getirdiği şeylere hiç benziyor mu? Eğer benzemiş olsaydı, belli olur, açıkça görülürdü. Sen bu haber üzerinde muhayyersin: Bu, kullarınkine
benzemiyorsa, Allah tarafından olduğunu ve söylenen şeyi kabul et! Eğer işe önem vermez, aldırış etmezsen, va'd edilen şey başına gelir!' dedim.[30]

İslâm Tarihi, M. Asım Köksal (Sayfa 4355)İslâm Tarihi, M. Asım Köksal (Sayfa 4355)