“Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?”
9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 23:40
Okuma listemde uzun süredir olmasına rağmen Türk Edebiyatında Tarihsel Roman dersim aracılığıyla okumak durumunda kaldım ve iyi ki de öyle oldu. Bu kadar değerli bir kitabı yakın okuma yaparak, araştırmalar ışığında değerlendirerek okumak romanı çok daha iyi anlamamı sağladı. Burada da biraz teknik, biraz kurgusal inceleme yapmaya çalıştım naçizane. Buyrunuz efenim… Puslu Kıtalar Atlası, tarihsel bir roman olmasına rağmen klasik tarihsel roman anlayışından uzaklaşarak postmodern roman özellikleri taşımaktadır. Dolayısıyla geçtiği dönemin tarihsel gerçekliğini sunmak gibi bir amacı yoktur. Tarihi bir zemin olarak kullanır. Çok katmanlı bir yapıya sahip olan roman çerçevede Bünyamin’in maceralarını anlatırken birçok iç öykü de beraberinde aktarılır. Bu iç öyküler neredeyse her figürün sağlam bir temellerdirilmeyle romana dahil edilmesiyle sunulur ve okurun zihninde "bu kim?" sorusuna yer kalmaz. Kurgunun yanısıra bir de felsefi örüntü yer alır ki bu aslında romanın temel tezini vermektedir. René Descartes ‘in “düşünüyorum, öyleyse varım" cümlesinden, "düş görüyorum, öyleyse varım”a ve buradan da düşlerin gerçek, gerçeğin ise düşün ta kendisi olduğu fikrine varılır. Tüm bunlar Uzun İhsan Efendi’nin disüncelerdir ve romanın sonunda, yaşanan her şeyin onun düşleri olduğunu görürüz. Böylelikle okurun zihnindeki gerçeklik algısı tamamiyle sarsılmış olur. Bu anlatımdan anlaşılacağı üzere romanda bir "puslu" imgesi hakimdir. Anlatıcı belirsizliği düşler aracılığıyla yansıtır. Roman, uyku-uykusızluk ve hayal-gerçek çatışmasını leitmotif olarak tekrarlayarak sunar. Bununla birlikte bilgi, güç, kimlik arayışı gibi temalar da romanı şekillendirir. Romanda teknik olarak öne çıkan özelliklerden biri de pastiş kullanımıdır. "Rivayet edilir ki" ifadesiyle başlayan bölümler Doğu tipi
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
Yüzeysel
3/10
·160 syf.·
2026 11. kitabı
Klasik kişisel gelişim kitabı. Klişeleri yüzeysel bir şekilde anlatıyor. Ben kendime çok bir şey katamadım ne yazıkki. Belki de başlarken mesafeli başladım diye olabilir
Pozitif Düşün Sağlıklı OlLuis Rojas Marcos · Yakamoz Yayıncılık · 202410 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
6/10
·174 syf.··
2026 31. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 20:00
Metin Sevil sosyal medyada paylaştığı denemeleri bir kitapta toplamış. . Asr Suresi çok kısa ama bu kısalığının yanında az kelam ile çok şeyin anlatıldığı, derin anlam yüklü bir suredir. İnsanların çoğunu ziyanda olduğu, bundan sadece iman edip salih amel işleyenlerin ve birbirini hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin müstahsına olduğunu bildirir. sayfa 13 . Bu kısa denemelerini dokuz başlıkta toplamış. Ekim 2015 de başlayan sosyal medya paylaşımları Kutlu Yayınevi nden ikiyüzdoksaniki tanesini paylaşmış kitabında. . Gençliğinde; yoğunken, sağlıklıyken, koştururken, telaşeliyken, ölüm uzak gözükürken Allah'ı an, ölümü/kabiri/hesabı hatırla, günahlardan kaç, namazını ve diğer ibadetlerini aksatma! Böyle yap ki piri ifade olup da bunları sürekli yapar olduğunda bir nebze olsun teselli bulasın. sayfa 57 . Oradan buradan başlığında seksenaltı denemesini paylaşmış. Bir alıntısı aşağıya bırakıyorum. . Artık birisi/birileri de çıkıp; "Domuz eti haram değildir, o ayetin tercümesi hep yanlış yapılmıştır, gerçek manası o değildir, yanlış okuyor, yanlış yorumluyorsunuz, orada asıl anlatılmak istenen..." derse hiç şaşırmayacağım sayfa 129 . Yazarın diğer kitapları Cevap Bekleyen Sorular, Dini Hurafesiz Yaşamak, Düşün Korkma Sor ve 12 Eylül Müdahalesi Ezberler ve Gerçekler . Kısa Kısa Metin Sevil
Kısa KısaMetin Sevil · Kutlu · 09 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 21. kitabı
Yasaklı Lal Figan 2 ​Herkese selaaam! Ay ben geldim ama içimdeki fırtınaları bir bilseniz... İlk kitabı bitirir bitirmez hız kesmeden hemen ikinciye geçmiştim, iyi ki de öyle yapmışım. Ama peşin peşin söylüyorum: Okurken yine bol bol sinir krizi geçirdim! Neyse ki sonradan olaylar toparladı da tansiyonum dengelendi. Özellikle o "ismi lazım olmayan" tiplerin sahneleri azaldıkça benim de kafa rahatladı, oh be dedim! ​Şimdi müsaadenizle şuraya biraz içimi dökeceğim çünkü söylemezsem çatlarım! ​Doru... Sana ne desem az! Ya gerçekten soruyorum; bir insanın seni sevip sevmeyeceğini, o ağır lafları söylerken ne hissettiğini anlamayacak kadar hödük müsün be adam? Okurken "Yok artık" dediğim çok an oldu. Neyse ki bu krizler çok uzamadı da birazcık sakin kalabildim. Ama yiğidi öldür hakkını yeme; tüm delirmelerime rağmen bu ikiliyi okumak bana müthiş bir seyir keyfi verdi. Birbirlerini her anlamda o kadar güzel tamamlıyorlar ki... Siz kesinlikle nazar değmeden mutlu mesut hayatınıza devam edin, ben sizi uzaktan sevmeye razıyım. Ah benim canım Erva'm... Gelelim kitabın sonuna... Spoiler olmasın diye detay veremiyorum ama cidden neden öyle bir şey oldu ya? Neden?! Ben sonuna kadar canım kızıma hak veriyorum. Erva bence yaşayabileceği en ağır şeyleri yaşadı. Ve işin en acı tarafı, canı yanarken bile sevdiklerini düşünmediği tek bir an olmadı. Okurken "Kızım dur, yalvarırım önce bir kendini düşün!" diye bağırmak istedim ama Erva hiç bencil olamadı. Peki şimdi o sevdiklerine soruyorum: Siz bu kıza bunu neden yaptınız? Sizi affedebilir miyim hiç emin değilim, Erva bunları zerre hak etmedi. Ve Ceylin.. Senden nihayet kurtulduk ama yalan yok, içimin yağı zerre erimedi. Keşke senin için çok daha farklı bir son olsaydı. İçimde en ufak bir rahatlama hissi bile oluşmadı, sana hala çok
YasaklıPınar Salman · Pukka Yayınları · 2024259 okunma
Büyük Birader vs. Nüfus Memuru: Distopyanın Şark Kurnazlığı
Puan vermedi·343 syf.··
2026 56. kitabı
George Orwell, 1984’ü yazarken muhtemelen dünyanın en kusursuz, en korkunç ve her şeyi gören totaliter kabusunu dizayn ettiğini düşünüyordu. Tek bir düğmeyle geçmişi silen, insanı hiç var olmamış gibi yok eden bir 'Düşünce Polisi' ve 'Büyük Birader' mekanizması... İngiliz aklı işte; her şeyi çok steril, çok organize ve fazla ciddiye alarak kurgulamış. Oysa dönüp Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz başyapıtına baktığımızda, Orwell’ın o milyarlarca dolarlık fütüristik gözetim simülasyonunun bizim nüfus müdürlüklerinin ve bürokrasinin karşısında nasıl tel tel döküldüğünü görüyoruz. Orwell’ın distopyasında sistem seni yok etmek için devasa bütçeler harcar, ekranlar koyar, işkenceler yapar. Bizim yerli ve milli distopyamızda ise her şey çok daha tasarruflu: Bir nüfus memurunun mürekkebi bitiyor, kayıtlara "ölesi" yazılıyor ve tebrikler; artık resmen yaşamıyorsunuz! Ama iş vergi almaya, askere çağırmaya gelince sistem bir anda dirilip kapınıza dayanıyor. Winston Smith, varlığını kanıtlamak için sisteme karşı gizli bir direniş başlatırken; Yaşar Yaşamaz, devletin bizzat kendisine "Yahu vallahi yaşıyorum, bakın etimle kemiğimle buradayım" diye rüşvet vermek zorunda kalıyor. 1984’te insanı hiçe sayan teknolojik bir soğukluk vardır; Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’da ise insanı çıldırtan, trajikomik bir şark kurnazlığı ve bürokratik absürtlük. Biri 'Çift-Düşün' ile zihni ele geçirir, diğeri 'Bugün git yarın gel' ile iradeyi felç eder. Kısacası; Winston Smith odasındaki gizli ekrandan kaçmaya çalışadursun, bizim Yaşar hapishanede devletin ona veremediği kimliği ve insanlık onurunu buluyor. Eğer Winston, O'Brien ile karşılaşmak yerine bizim bir vergi dairesine düşseydi, sistemin o felsefi ağırlığı altında ezilmek yerine sıra beklerken can sıkıntısından varoluşsal bir aydınlanma
İnceleme
Yaşar Ne Yaşar Ne YaşamazAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 200816,2bin okunma
Yüzyıllık Yalnızlık Eser İncelemesi
Puan vermedi
Yüzyıllık yalnızlık sadece bir hikaye değil, insanlık durumunu ve toplumsal hafızamızı yansıtan ilginç bir yapıttır. Yazar, kendi çocukluk anılarından esinlenerek hayali bir kasaba kurgulamıştır. Hiçbir yere çıkmayan, hayali yolculuğumuzda bile kasabadan, başka yere doğru yürüdükçe gerçek dünyadan uzaklaştığımız, kaybolduğumuz düşsel bir mekan yaratılmış. Yazar mekanı öyle kurgulamış ki, okuru özgür bırakmak yerine sadece onun istediği yerlere gidilmesine olanak tanımış, onun yaratmadığı yerlerde ise boşluğa düşüyoruz, hayali coğrafyayı kendi fiziksel coğrafya imgelemimizle devam ettiremiyoruz. Jose Arcadio Buendia ve karısı Ursula böyle bir coğrafyaya gelip yeni bir hayat kurmak amacıyla Macondo kasabasını inşa ederler. Her şey saf, doğal, temiz ve el değmemiştir. Zamanla kasaba genişliyor, ailenin çocukları oluyor ve kasabaya farklı yerlerden çingeneler geliyorlar, yanlarında daha önce görmedikleri eşyalar, araç gereçler, gösteriler, ritüeller ile birlikte. Ve tabiki Melquiades. Bu yenilikler Arcadio'nun ilgisini çekiyor ve merak duygusunu tetikleyerek atölyesinde günlerce, haftalarca sadece onunla ilgilendiği icatlar, keşifler üzerinde çalışmaya başlıyor. Bu hikâyenin o kadar büyüleyici, o kadar acayip bir akışı var ki; zaman bu kitapta bildiğimiz gibi düz bir çizgi hâlinde ilerlemiyor. Adeta kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi sürekli bir sarmal çizip duruyor. İsimler bile hep aynı: José Arcadio'lar, Aureliano'lar, Amaranta'lar nesilden nesile aktarılıyor. Sanki her yeni doğan çocuk, bir önceki kuşağın kaderini, hatalarını, suçluluk duygusunu ve en önemlisi de yalnızlığını miras alıyor. Mesela ikinci kuşağın en çarpıcı karakteri Albay Aureliano Buendía'yı düşün. Adam tam yirmi yedi kere isyan bayrağı çekip iç savaşa katılıyor ama hiçbirini kazanamıyor. Çünkü
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma