Ahmet Erhan... Kendi kendime kalemini anlatmaya açıyorum kalemimi, tükenmezi tükeniyor mürekkebin. 3.kez okuyorum mısralarını, küfem sırtımda, ağır geliyor duyguları... Düşün ki Ahmet Arif'i taşıdı bu küfe, Neyzen'i ney deyü çaldı, belki Aziz Nesin'de durakladı amma geçti nice şairleri kalemin, gözümün elifinden süzülen suskun öfkelerde durakladı şiirlerin...
Sadece düşün!
Ne sebeple taşıyorsun bu canı?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yüreğimin Filminde Bir Koku
Ey hoş koku, sihirli çiçeklerin hatırası Bu dar evrende, bu unutuluş vadisinde Hiçbir şeyi olmayan ve hiçbir şeye ait olmayan Başıboş bir rüzgâr gibi yalnız bırakma beni Gel doldur yüreğimi görüntülerinle Defalarca kapıldım çünkü sihrine bu rüyanın Defalarca ışık saçıldı üzerime… Öyle çok öptüm ki hayatı dudaklarından Öyle çok dokundum ki alnına ölümün, Ne kadar battıysa toprağa ellerim, O kadar yeşil doğdum ben yeniden. Heyhat! Ne büyük yanılgıymış, ne büyük aldanış! Ah, bu acı anne, tüm sınır kapılarında, bütün evlerde Bütün balkonlarda, tüm yemek tabaklarında Bütün merdivenlerde, tüm kaldırımlarda Ve yataklarda, ve yastıklarda... Ah ne aptalmışım ben anne! Bir şiire benzeyecek sanırdım hayatım Oysa defalarca okşadı yüzümü şu ıslak rüzgâr Defalarca yumuşattı kinimi bu beyaz güneş Ama düşün şakağa değdiği sırada Birdenbire iniverdi gözlerime karanlık. Ne büyük yanılgı! Ne çok yanılmışım ben anne! Çünkü mumlar söner ve kör olur hep aynam Ve aman… Kanayan bir şeyler var Ve kırılan hep, -yüreğimin filminde.
Düşünce yüreğe...
Bir ayçiçeği kadar gerçekti gülüşün Sana şiirler yazdım niye bir düşün Ey kuşlar uçuşun gökte tüneyin sonra üşüşün Bana yarimden bir selam gelsin bir de öpüşün.
Şiir
Çok umrunda değildir de yine de üzerine basarak söylemek istiyorum bir hayat düşün ipini bıraktığın yerden tekrardan tutmaya çalıştığım bir hayat....
Düşün ki gölgesinde serinlediğ in huzur bulduğun ağacı, hiç sulamadın. Diğer ağaçları da burada anlatmak istediğim tek bir kavram var aslında. Bir ağaç vardır hep gölgesi, oradasındır. Ne zaman güneş parmak uçlarına değdi biraz daha yakınlaşıp hatta sırtını yaslayabildiğin mesafeye kadar geldiğin. En sonunda ise çaresiz yaslandığın. Çaresiz mi bilemedim. Neyi nasıl istediğin değil de en çok neyi istediğin gerçek Bir çaresizlik olabilir. Serinlemiş huzurlu rahat sevilmemiş. Kimyası oldu tabiatın artık rahat nefes alamamak. Bütün öğretileri inadına yetersiz kılmak. Yetti dediğim yerde yetersiz kalmak. Anlam ve kafiye özgürlüğünün içerisinde bunalmak. Konuyu ne kadar uzatsak irdelesek kesinlikle samimiyetle güzel yüzle başarısızlığa yakışmayan gülüşü kendine özgür mahkum çaresizlik. Ve anlatılmak istenilen içinden çıkılması gerekenler durumun karmaşasıyla var olmak.... Tertemiz saçmalamak.