Bir Kadının Değil, Bir Sistemin İdamı
Puan vermedi·112 syf.·
2026 85. kitabı
Bu kitap bir hikâye değil. Bu, bir insanın sistematik şekilde parçalanışının kaydı. Sıfır Noktasındaki Kadın bana şunu net gösterdi: Bazı hayatlar “yaşanmış” bile denmeyecek kadar ağır. Çünkü yaşamak dediğin şey burada sadece nefes almak değil; sürekli aşağılanmak, sürekli itilmek, sürekli birilerinin elinde şekil almak. Ve en rahatsız edici kısmı şu: Kimse buna “anormal” demiyor. Kitapta Firdevs’in başına gelenler tek tek anlatılmıyor aslında; bir düzenin rutini gibi aktarılıyor. Ve bu rutin insanın sinirini bozan şey tam olarak bu. Çünkü şiddet bile sıradanlaştırılmış. Şu cümleyi okuyunca zaten her şey kopuyor: “Çalmanın günah olduğu besbelli değil miydi; ya adam öldürmek, bir kadının namusunu kirletmek, adaletsiz davranmak, bir insanoğlunu dövmek suç değil miydi?” Bak burası önemli: Kitap sana “kötü insanlar” hikâyesi anlatmıyor. Direkt şunu soruyor: Siz neyi suç sayıyorsunuz? Ve cevap çok net: Güçlü olanın yaptığı şey suç değil. Firdevs’in hayatı boyunca yaşadığı şey tam olarak bu çarpıklık. Bir kadın düşün: Doğduğu andan itibaren kimse ona “sen varsın” demiyor. Hep “sen birisin ama birine göre” diye yaşatılıyor. Ve sonra o kadın büyüyor. Ve sistem diyor ki: “Sorun sende.” Yok böyle bir şey. En sinir bozucu kısım şu: “Özgüvenim sarsılmaya başlamıştı; zor günler yaşıyordum… Onun yanında ben, yerlerde sürünen milyonlarca böcekten biriydim.” Bu sadece Firdevs’i anlatmıyor. Bu, bir insanın nasıl sistematik şekilde küçültüldüğünün özeti. Ve en korkunç tarafı şu: Bunu yapan tek bir kişi değil, bir toplum. Sonra şunu okuyorsun: “Her dakika önümden binlerce göz geçiyordu; fakat ben onlar için yoktum.” Bu artık bireysel acı değil. Bu direkt görünmezlik. Yaşıyorsun ama yoksun. Nefes alıyorsun ama kimse seni insan saymıyor.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,4bin okunma
Sürgündeki Esmer Çocuklar Gibi...
Puan vermedi·336 syf.·
2026 27. kitabı
Murathan Mungan’ın “Kırk Oda” projesini 40 öyküye ulaşmayı hedefleyen bir yapı olarak tasarlanmış. 1987'de başlayan projede parça parça yayılan bir coğrafya gibi. Mungan verdiği demeçteki gibi Kırk öyküyü tamamlayabilir mi? Bilmiyorum. Biliyorum ki; bu üç kitap bile zihnimdeki yüzlerce odanın kapısında bekletti. Benim için serinin üçüncü kitabı Yedi Kapılı Kırk Oda en sarsıcı olanıydı. Kitabı bitirince anladım ki; bazı kapıları açmak cesaret ister. Ama bazı kapıları sonsuza dek kapatmak o kapının arkasında çığlıklara katlanmaktan çok daha büyük bir arinma getirir.Dolayısıyla bu anlati kesinlikle okuyucusuna zihinsel katarsis yaşatmayı vaad ediyor. Aynı zamanda bir bedel, derin zihinsel angajman istiyor, bir tedavi değil ... zihinsel orgazm gibi düşün. Cümlelerinin ufkunun genişliği nefessiz bırakacak kadar güçlü. Anlam genişliği sayfalardan taşacak kadar derin. Kendini geliştir" falan demiyor. Diyor ki: "Gel, birlikte batmaya bakalım. Belki dibin dibinde bir şey çıkar." Kendinle karşılaşmanın varoluşsal huzursuzluğuna dayanacak gücün var mı? Aristoteles demiş ya hani, trajedi insanı arındırır diye…Burada da benzer şey var. Her hikaye trajedi ve bedel ile çıkıyor karşımıza. Her odada bir şeyle yüzleşiyorsun.Masal gibi başlıyor, sonra bir bakmışsın hoppp! kendi kafanın içine düşmüşsün. Hikayelerin ortak özelliği temalarının ölmek ve öldürmek üzerine kurulu olması. Hic ölmemek için ciddi mücadele vermek zorunda kaldın mı bilmiyorum? Sabah uyanıp güne devam etmek dışında... Ben kendi mücadelem adına şunu fark ettim; çoğu yaşamak için değil, ölmeye razı olmadığım içinmiş. Ama bu kitapla şunu anladım: Fiziksel ölümü bile reddetmek, onu bir tercih sanmak en büyük Deli Dumrul kibri ve yanılgısıymış. Peki ya öldürmek? Şimdi mesele şu ki; Fiziksel ölüm ve korkusu
Alıntı
Yedi Kapılı Kırk OdaMurathan Mungan · Metis Yayıncılık · 2007643 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·283 syf.··
2026 26. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 20:50
Matt Haig’in İnsanlar kitabı aslında çok basit ama çok güzel bir fikir üzerine kurulu: İnsanlara, insan olmayan birinin gözünden bakmak. Bir uzaylı, bir matematikçinin bedenine girip dünyaya geliyor ve görevi insanlığın tehlikeli bir matematik keşfini ortadan kaldırmak. Ama dünyada biraz vakit geçirdikten sonra işler değişiyor. Çünkü insanlara uzaktan bakınca gerçekten çok tuhaf görünüyoruz: sürekli endişeleniyoruz, saçma şeylere üzülüyoruz, karmaşık ilişkiler kuruyoruz. Ama roman ilerledikçe uzaylı karakterin fark ettiği bir şey var: İnsanların bütün bu tuhaflıklarının içinde çok değerli bir şey saklı. Sevgi, müzik, merak, hatta bazen saçma görünen duygular bile hayatı anlamlı kılıyor. Kitap aslında bize şunu hatırlatıyor: İnsan olmak çoğu zaman zor, hatta bazen acı verici ama yine de garip bir şekilde güzel bir deneyim. Bence İnsanlar çok derin bir felsefe kitabı değil (zaten yazarın amacı da bu değil) ama insanı gülümseten ve düşünmeye iten bir roman. Yalın bir dil kullanılmış ve akıcı bir kitap. Merak uyandıran yönleri de olduğundan kısa sürede bitirebilirsiniz. Ben özellikle matematikle ilgili kısımlardan da oldukça keyif aldım. Asal sayıların büyülü bir dünyası varmış gerçekten! Riemann ve zeta fonksiyonu hipotezine dair güzel bilgiler edindim; mesela bu hipotez hala ispatlanamamış ve ispatlayana ciddi bir ödül de bulunuyor. Sayısalcı yanım bir an için (çok küçük bir an) acaba mı? dedi ama hipoteze bakıp içindeki onca harfi görünce hemen vazgeçtim. Sınırlarını bilmek önemlidir. :) Kitapta en çok hoşuma giden bölüm uzaylının, bedenine girdiği adamın oğluna bıraktığı tavsiyelerdi. Bunlardan bazılarını arada dönüp hatırlamak istediğim için buraya bırakıyorum. Bir İnsana Tavsiyeler 1. Utanç bir prangadır. Kendini azad et. 4. İnsanlığı teknoloji kurtarmayacak.
1000Kitap
İnsanlarMatt Haig · Domingo Yayınları · 202314,9bin okunma
10/10
·369 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Muhterem okuyucum, Biliyorsun ki, insanoğlu, fert veya toplum halinde, saadete ulaşmak, iki cihanda aziz ve bahtiyar olmak için, ezel ebed doğrultusunda, koşmaktadır. Saadet yollarını kesen fikir ve hareketleri düşman bilip onlarla mücadele etmek, saadet yollarını açan maddî, manevî her vasıtayı dost sayıp onları bağrımıza basmak başarının ilk şartıdır. Keşki düşman ve düşmanlık hiç olmasa. Bu, mümkün değil. Kâinat zıtlıklar âlemidir. Madem ki dost ve dostluklar vardır, bunların zıdları da olacaktır. Dostluğun anlaşılması, kıymetinin bilinmesi için düşmanlığa ihtiyaç var. Atalarımızın "Su uyur düşman uyumaz." sözünü kulağımıza küpe edelim, bu sözün gereğini kalp ve kafa birliğiyle yapalım. Bu birliğin fikir ve aksiyon temellerini, parça parça, bu eserde bulacaksın. Buradaki yazıları iyi oku, onları duy ve düşün... Milletimizin dost ve düşmanlarını göreceksin... Sana başarı ve saadetler dilerim aziz okuyucum... Düşmanı Bil Dostu Tanı Celal Tarakçı
1000Kitap
Düşmanı Bil Dostu TanıCelal Tarakçı · Sönmez Matbaa ve Yayınevi · 19921 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 09:13
Hiç sürgün bir kedi gördünüz mü? Ah Hoyrat sen de az değilsin. Her yeri birbirine kattın. Kitabın ismi mizahi bil dille alınmış. Eserde mizahi zaten. İstanbul'un içinde Sultangazi'de ormanın içinde betonlardan uzak bir yerde fabrikada geçiyor hikayemiz. Fabrikanın idarecilerinden biri de yazarımız Selçuk Bey. Bu detay bana okurken hikayeyi daha sıcacık hissettirdi. Hikayenin gerçek olduğunu düşünüyorum. Bu yeşilliklerle dolu fabrikanın geniş bir bahçesi var. Orada tavuklar, kediler, köpekler, hindiler yaşıyor. Bir gün esrarengiz olaylar olmaya başladı. Her gün bir tavuk azalıyor ve tavuğu biri alıp yiyor. İdare, bekçiler, çalışanlar hepsi bu olaya kilitleniyor. Gören bir iki kişi oluyor. Hoyrattan şüpheleniyorlar. Hoyrat şişman bir kedi, herkesle kavga ediyor, köpeklere sadaşıyor ve çok yemek yiyor. Başta Selçuk Bey konduramıyor ama bakıyor çıkamıyor işin içinden çalıştıkları bir müşterisi ile Hoyrat'ı İzmir'e yolluyor. Hoyrat gidince tavuklar rahat nefes alıyor. Ölen falan olmuyor. Hoyrat sürgün oluyor bir nevi. Ama cin gibi akıllı. Tırla Antalya'ya kaçıyor Fabrikanın taşınması gerekiyor ama bu defa beton bir alana, şehrin karmaşasına. 5-10 tavuk sadece yeni yerde yaşam alanında olacak. Taşların arasından bakıyorlar bizim Hoyrat çıkıyor. Vefalı kedi imiş. Sen o kadar kilometre yol yap ama o tırın bir gün geri gideceğini düşün atla gel. Umarım artık tavukları yemezsin Hoyrat. Yersen de ne yapalımCanın sağ olsun. Severek okuduğum bir eser oldu. Tavsiye ederim herkese.
Sürgün Kedi HoyratSelçuk Özyurt · Dokuz Yayınları · 202452 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2022 35. kitabı
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin." Mevki sahibi olduğunda yürüyüşü değişen, böbürlenenleri Allah sevmez. Dünya, bütün insanlar seni seviyor, Allah seni sevmiyor ya da bütün dünya sana karşı ama Rabbin seni seviyor. Bu ikisi arasındaki ayrım çok önemlidir. Şirk koşmak çok büyük bir zulümdür. Zulüm nedir? Zulüm; adaletsizce davranmak, bir şeyi hakkından mahrum etmek, vazifeyi ehil olmayana vermektir. Yani Allah’a ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür. Lokman (as), oğluna Allah’ı tanıtmaya çalışarak şöyle buyuruyor: “Oğulcuğum, yapılan iyi veya kötü bir iş, hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu mutlaka çıkarır. Şüphesiz ki Allah latiftir, her şeyden haberdardır.” Bu bilgi ve iman insan hayatını düzene sokar. İç ve dış dünyasını tanzim ettirir. "Bedir Savaşı'nda Allah'a yemin olsun ki ecir ve sevap ümidiyle savaşan ve arkasına dönmeden ilerlerken şehit düşen herkes cennetliktir." ​Her ne olursa olsun umudunuzu kaybetmediyseniz, umut ışığınız hâlâ yüreğinizin içinde yanıyorsa, yeryüzündeki diğer bütün mumlar sönse bile, o yaktığınız tek umut ışığıyla bütün hepsini tekrar alevlendirirsiniz. Bir gencin bu kadar heyecansız, azimsiz olması, cesaretini, ideallerini kaybetmesi ancak yüreksizlikle ifade edilebilir. Riski göze alma cesaretini gösteremeyenlerin risk olmadan rızık olmayacağını bilmeleri gerekir. Umudunuzu, heyecanınızı, coşkunuzu kaybettiğinizde artık sizin işiniz bitmiştir. Siz gönlünüzdeki umut fenerini söndürmezseniz, belki bugün değil ama yarın mutlaka yolunuz aydınlanacaktır. İçinde bulunduğun toplumun âdet ve geleneklerine saygılı ol. ​Ahirette seni rüsvay edecek çirkin âdet ve geleneklerden sakın. Benzi sarı, zayıf
Geleceğe GülümseSıtkı Aslanhan · Çınaraltı Yayınları · 2016468 okunma