İçinden gelmiyor ama yapmanın doğru ve iyi olacağını düşündüğün bir iş için en az %25 şevkin olduğunu düşünüyorsan ve hissediyorsan o şeyi yap çünkü en az %50 mutlu olacaksın ve başarı elde edeceksin.
Bir işe başlamak istemiyorsunuz ama doğru bir şey ve sizi mutlu edebilecek, başarılı kılabilecek bir iş bu ve yapsanız çok iyi olur aslında ancak öyleyken başlamayız, yapmayız çoğu zaman çünkü istemiyoruzdur, içimizden gelmesini bekleriz. Peki bilinçaltımızın isteyebileceğini ve yaparken daha da isteyebileceğini bilincimizin bu isteğe set çekip engellediğini söylesem. Bilinçaltımız bilincimizin 19 katı oranda bizi temsil eder ve bizim bilincimizde olduğumuzdan daha farklı düşünür ve bilinçaltımızın aldığı verim bilincimizin aldığı verimin 1 katından hep fazladır. Örneğin bilincimiz %25 verim alırken bilinçaltımız %25'nin üzerinde verim alır ve toplamda %50nin üzerinde verim alınır. Sizin için doğru bir iş için isteksizken bile harekete geçiyorsanız ve %25 şevkle ve buna bağlı olarak %25 verimle o işi yaparsanız bile, %50'nin üzerinde başarılı ve mutlu olursunuz demektir bu. Çünkü bilinç yaptıklarımızdan ve düşüncelerimizin %5'ini kapsarken bilinçaltı ise %95'inden sorumludur. Bilincimizle bilinçaltımız arasında 1'e 19 oran vardır ve bu oran çok yüksektir. Şevkimiz %25'ten düşmediği sürece başarı ve mutluluğumuz %50'nin üzerinde ve hatta şevkimizin %25'ten anlık bir faktörle %40'lara çıkabilmesi halinde başarı ve mutluluk da anlık olarak %80-90'lara da varabilir. Bilincimizin hoşlanmadığı yapmak istemediği bir işi yapmaya başlarsak ve en az %25 verim aldığımızı düşünürsek hoşlanmaya hoşlanmaya bitirsek dahi %50nin üzerinde kesin bir başarı ve mutluluk payı elde ederiz.
Kader, Allah'ın yapılacakları planlaması değil, yapılacakları planlamış olması değil, yapılabilecekleri ve yapabilmemiz için her şeyi yaratmış olması, planlamış olması ve yapacaklarımızı kesin olarak yordaması, bilmesidir kaderin temel anlamı. Ayrıntıdaysa Allah'ın irade verdiklerinin yapacakları hariç kanunları, yaratmayı ve ihtimallerin planını ve yapılabilecek her şeyi zaten yaratmış, yapmış olmasıdır; olayların hiyerarşik yapılanmasında en üstte Allah'ın arşındaki anın tekliğinde değil bu piramitin en altında bulunan dünyada, olayların akış halinde olmak zorunda olduğu zamanda, yaşayan biz insanlar ve dünyadaki tüm canlılar iradelerini ortaya koyduğunda önceden belli olmayan ama yalnız Allah'ın öyle olacağını yordayabildiği anlardan bir an oluşur ve zamandaki akış böyle devam eder. Allah bizi işitir, görür; Hayy'dır fakat Allah yapacağını baştan yapmıştır. Melekleri işte bu an ve zaman arasındaki köprü rolü görür ve Allah'ın faal olması melekleri eliyledir. Allah'ın dilemesiyle böyledir. O her şeyin kanunu ve hukukunu anda belirlemiştir. Melekler ve Ruh Cebrail bir hakimin anayasaya göre hükmetmesi gibi Allah'ın hukukunu; anayasasını ve yasalarını yaratmadaki düzenini Allah'ın onlara ilk başta, anda buyurduğu gibi aynen ve eksiksiz uygulamaya çalışırlar ve uygularlar. Dua ettiğimizde Allah bizi işitir ve Allah'ın bir şey yapmasına gerek yoktur çünkü O, anda bunu zaten yapmıştır. Melekleri de bu duayı duyar ve Allah'ın hukukuna anayasaya, yasaya göre -levh-i mahfuz'da- dua uygun bir duaysa yerine mutlaka getirirler. Bunun için Kur'an'da Allah için ben değil biz ifadesi geçer genelde. Yani an kader zaman kaza mekanıdır. Allah bu mekanlardan onun için münezzehtir ve ancak Allah ile aynı manevi mekânda buluşabilmek mümkündür. Bunun için an ile zaman birbirine