Puan vermedi·72 syf.··
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 19:47
öncelikli olarak söylemeliyim ki, yazarı antipatik bulduğum için kitabı okuyasım gelmedi. ama sonunda okudum ve bitirdim. düşüncelerim ise pek iç açıcı değil. koca koca adamların bu denli çocukça davranması bir kitapta olsa bile beni rahatsız etti. yazarın ne yaptığını bilmemesi ve bunu satır aralarında sıkça belirtmesi de hoşuma gitmedi. farklı bir tarz ama sevemedim.
1000Kitap
Soytarı ÇiçekleriOsamu Dazai · Kapra Yayıncılık · 20243,800 okunma
Puan vermedi
Kadın olmanın zorluğu kadının doğduğu coğrafyadan mı? Yaşananlar genlerle aktarılıyor mu? 3 kusak kadının yasadıgı zorluklar, içsel yolculuk psikolojik, çözülmeler oyle derın verilmiş ki... Bu aileye huzun sanki genlerle aktarılmış... Kadının kabullenişi içsel bir kırgınlığı fısıldıyor. İnsanın içindekileri dökmek ile sessiz kalmak arasında yaşadığı o ince çizgiyi 'anlatsam da bir şey değişmeyecek" duygusunu ya da tam tersi, anlatılanların aslında ne kadar hayati olduğunu vurgulamış. Fahriye'ye cok uzuldum, Emine'ye kızdım, Sevinç'in yerine koydum kendimi Murata asırı sınır oldum ama kitabın sonunda tüm dusuncelerim değişti... ben okurken anlatmadan nasıl durmuş ben olsam anlatmasam cıldırırdım dedım konuyla bir tezat olusturup okuyucuyu burdan yakalamış yazar Daha o en bastan zaten anlatılacakların ne kadar buyuk oldugu ipucunu vermiş Balıkesir de doğup buyuduğum ıcın sanırım kurgu benı yakaladı. Dili oldukça sade ama anlatılanlar derin... Bir yazarın kalemini hatırlattı bana okuyanlar mutlaka donsun bakalım doğru mu benzettim️
Anlatmasam da OlurduÖzlem Totan · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20261 okunma
Reklam
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:03
Kitap kendini bulma yolunda babasına karşı cephe almış her dönemde her kuşakta yaşanılabilecek bir durumu anlatıyor. Melih küçükken babasının onayını alamayan yaş aldıkça babasından uzak düşen bir birey. Annesi hayattayken yine bir şekilde o eve o babaya ve kız kardeşi Çiğdem’e bağlı kalabiliyor. Annesi vefat ettikten sonra Melih o evi artık kendine bir hapishane olarak görüyor ve bir an önce evden çıkıp kurtulmak istiyor. Çiğdem’in bir türlü anlamadığı şekilde oluyor bu çünkü o babasının ona olan tavrı ve Melihe olan tavrı çok farklıydı. Çiğdem annesinin tanımayan daha küçükken onsuz kalmış ve bu sayede babasıyla yakınlaşmış.Melih’in aksine Çiğdem o evi kendine hep ev olarak görmüş ve o yüzden onu hiç anlamamış. Melih’in bir tık abarttığını düşünüyorum çoğu yerde çünkü insan ailesiyle her türlü sorunlar yaşar her türlü şeyler olur ama babasından bu kadar uzaklaşması bana biraz zalimce geliyor. Evet herkes ailesiyle bir şekide sorunlar yaşıyor ama belkide bazıları bunları taşıyamıyor Melih’i yargılamak istemiyorum ama düşüncelerim bu yönde. Affedemediği bir babanın varlığını hep taşıyor. Öldüğünde o eve geri dönmesi gerekirsen fark ediyor belki bunu. Ki çok korktuğu önünden çekinerek geçtiği okuma odasından -babasının kütüphanesi- nasıl böyle kolayca girebildiğini düşünüyor . Babasının ordaki eşyalarını karıştırırken aslında bence babasına olan merakını görüyoruz burda. Babasını hiç bilmiyor tanımıyor ki ilerleyen kısımlarda görüyoruz ki Çiğdem de aslında tanıdığı babasını hiç tanımıyormuş. Her iki çocuk babalarının sırlarını Melih’in açtığı o odadaki çekmeceden sonra öğreniyorlar. Aslında hayatları boyunca neler kaçırdıklarını Melih’in annesine nasıl kör olduğunu Çiğdem’in babasını nasıl tanımadığına şahit olup onların nasıl kırıldığını hissediyoruz ….
Duygu ve Düşünce
İki Bıçağı BirbirineÇilem Dilber · Budala Kitap · 202636 okunma
Puan vermedi··
Beğendi
"geçmiş, ardımda eli kanlı bir şekilde bekliyordu. şimdim ise bana korkuyla bakıyordu. fakat ben ne geçmişimden gidebiliyordum ne de şimdimde kalabiliyordum. arafta sıkışıp kalmış bir ruhtum adeta bu evrende. düşüncelerim bir süre sonra beni ezip geçerek yerle yeksan ediyordu. peki benim gibi arafta kalmış insanlar ne yapmalıydı, nasıl kurtulmalıydı bu durumdan? "en büyük hazinen benim ellerimde. o da ne mi? geçmişin." muhteşem bir kurgu okurken nasıl bitirdiğimi anlamadım herkese tavsiye ederim mutlaka okuyun. iyi okumalarr...
Geçmişin ÇığlıklarıFatma Kılınç · Koç Yayınları · 202518 okunma
Bataklıklardan Akzambaklara
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
"Bir milletin kaderi, sadece liderlerinin dehasına değil; o milletin içindeki her bir bireyin, öğretmenin, memurun, askerin ve köylünün omzundaki sorumluluk bilincine bağlıdır." Selam selam selam! Bugün sizlere etkisinden çıkamadığım Grigory Petrov’un ölümsüz eseri Akzambaklar Ülkesi Finlandiya kitabından bahsetmek istiyorum. Bataklıklardan, kayalıklardan ve yoksulluktan ibaret olan Finlandiya’nın, adanmış bir avuç aydının öncülüğünde nasıl modern, müreffeh ve örnek bir ülkeye dönüştüğünün muazzam bir vesikasıdır bu kitap. Kitabı bitirdiğimde, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bu eseri neden askeri okulların müfredatına eklettiğini ve tüm gençliğe neden kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğini iliklerime kadar hissettim. Bu kitap, idealist bir ruhun bir coğrafyayı nasıl baştan aşağı değiştirebileceğinin en somut kanıtıdır. Okuyun, okutturun. Ana hatlarıyla düşüncelerim bu kadardı şimdi ayrıntılara geçelim: Eserin merkezinde Snelman adlı bir halk önderi yer alıyor, kendisine halk öğretmeni diyebiliriz ama asıl mesleği akademisyenlik. Snelman’ın felsefesi çok nettir: Halkı cahil bırakıp yukardan bakarak aydın olunmaz; aydın dediğin, halkın içine karışıp onları yukarı çekendir. Kitap boyunca öğretmenlerin, din adamlarının, doktorların ve hatta kışladaki subayların birer "kültür elçisi" gibi çalışarak toplumu nasıl eğittiğini okuyoruz. Petrov bize, kalkınmanın sadece fabrikalar kurmakla değil, zihinleri inşa etmekle başladığını muhteşem bir dille anlatıyor. Kitapta beni fazlasıyla etkileyen 4 kısıma/başlığa da değinmek istiyorum. 1-)Toplumsal Seferberlik Ruhu: Kitapta sadece devlet adamlarının değil; köylünün, işçinin ve annelerin de bu büyük değişimde nasıl birer tuğla taşıdığı harika işlenmiş. Sorumluluk sadece yöneticilerde değil, toplumun her bir
1000Kitap
Akzambaklar Ülkesi FinlandiyaGrigory Petrov · Bilge Kültür Sanat · 2017124,6bin okunma
Puan vermedi·536 syf.··
2026 66. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 11:35
Bugün, kalemini severek okuduğum Beyza Alkoç'un Bul Beni serisinin ikinci kitabının yorumuyla geldim. İlk kitap; yaşanan kayıp ve peşinden ortaya çıkan olaylarla kendisini merakla okutmuştu. İkinci kitap ise gerçeklerin ortaya çıktığı, bilinmeyenlerin öğrenildiği, beni şaşırtan ve keyifle okutan bir eser oldu. Her şey, Derin'in yakın arkadaşı Baran'ın kaybolmasıyla başlamıştı. Baran'ın onunla yaptığı kavgadan sonra ortadan kaybolması, tüm okları Derin'in üzerine çekmişti. Derin için en büyük şans; Dünyaca, Can ve Berfu gibi arkadaşlara sahip olmasıydı. Aziz Ata ile yolları kesiştikten sonra geçmişin sırları da bir bir ortaya çıkmaya başlamıştı. İkinci kitap, Derin'in yaşananlardan sonra uzaklaşmaya karar vermesiyle başlıyor. Yurt dışında olan Derin, Türkiye'den aldığı bir telefonla geri dönmek zorunda kalır ve gelir gelmez kendisini yine bir kaosun içinde bulur. Üstelik artık sadece kendisini değil, yanında olması ve bu ortamdan koruması gereken bir canı da vardır. Derin'in iki kitapta da yaşadıkları hiç kolay değildi. Genç yaşına rağmen ayakta durmaya ve güçlü olmaya çalışıyordu. Aziz Ata hakkındaki düşüncelerim ise karışık; bazen beni sinir etse de onun da haklı olduğu yanlar vardı. Yine de Derin'le gelişen ilişkilerini okumayı sevdim. Dünyaca, enerjisi ve neşesiyle beni yine gülümsetti. Berfu için "Herkesin hayatında böyle bir arkadaşı olmalı," dedim. Mahperi ablanın yeri de çok başkaydı. Bu grubun arkadaşlıklarını ve aralarındaki bağı çok sevdim. Kitabın sonuna doğru ortaya çıkan gerçekler beni hem şaşırttı hem de üzdü. Bu kitabı her yönüyle ilk kitaptan daha çok beğendim. Türü sevenlere tabii ki tavsiye ederim
Bul Beni 2Beyza Alkoç · İndigo Kitap · 202663 okunma
Reklam
Reklam