İçimizdeki hayatın bize fark ettirilmeden nasıl çekilmez, zor ve karmaşık hale geldiğini; gözümüzde "olmazsa olmazların" aslında nası da gereksiz olduğunu farklı betimlemelerle (ve açıkçası betimlemeleri aşırı derecede etkiledi) Avrupa'da gözlemleyip beraber okumak istiyorsanız direk kitaba geçin isterseniz..
Kitaba şöyle bir bakalım.. Gözüme çarpan bir kısım olarak, giyimin gereksiz olduğunu dile getirilmesine katılmasam da şu kısmında yazara katılıyorum: gereksiz şekilde değişen tarzların, moda anlayışıyla beraber uçuk hallerin oluştuğuna ve bize aşılandığına.. Kutu kutu içinde (kitapta ev bu şekilde benzetilmiş) hapsolup kaldığımız, doğamızı mahvedip her yeri bozduğumuz ormanlarımız, akarsularımız vb. ve bunları normalleştirmemiz.. Paraya karşı oluşan köleliğimizin ve kendimizi unutup kimseyi görmememiz.. "Elinde tuttuğun her şey senindir!" Anlayışının saçmalığına değinip, etrafınıza bakıp görmenizi, farketmenizi, değer vermenizi ve sevmenizi istemektedir yazar. Ayrıca makinelare bağlı kalmamamızı, mesleğini yaparken mutlu olmanı, tek bi şeye bağlı olmamamızı istemektedir..
Son olarak, yazarın bence o kadar güzel dile döktüğü bi şey var ki kendi cümlelerimele anlatacak olursam: film, dizi, video gibi hayali oyuncuların çıkardığı şeyleri, o kadar ciddiye alıyoruz ki hatta rollerini oyuncular da bir o kadar benimsiyor ki, artık gerçek hayatta neyin gerçek, neyin yanlış veya yalan olduğunu fark edemiyoruz. Sahiden günümüz yaşantımızı göstermiyor mu bu düşünceler?
Kitabın özünde ise; düşüncelere boğulmaktansa sevmemiz, fark etmemiz, bazı zamanlarda akışına bırakmamız gerektiğini, baskılanmaktan ziyade özümüzü unutmamamız gerektiği vurgulamaktadır.. Hafif ve akıcı bir dille yazılmış kitabı okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar..