Anla,
bir ömre sığmaz seni sevmek
Anlat,
sana kavuşamamamın
kaç ölüm ettiğini onlara
Sana sarılmadan geçmez göğsümdeki ağrı
Yüzünü ellerimin arasına almadan yaşadığımı anlayamam..
at izi it izinde, it izi bit izinde
bu nasıl bir bulanıklık
bu nasıl bir muammâ
bir gül neresinden tutulur bellâra
biliriz, bilirsin
bir makine neresinden tutulur onlar bilir
onlar bilir bir gül neresinden koparılır
bu kaçıncı zulümat bize izletilen
bu kaçıncı barbarlık
bilinsin istiyoruz
bileniyoruz
Şimdi bu bağ yolunda benazir
Yolumdan çekilse dünya...çekilse kaygıdan yaratılmış ilahlar
Sırtımı berrak bir yaşanmışlığa dayasam
Sırtımı ve sırtımın sırrını
Ne ferah bir gök olsa
Ve ciğerlerimde nefesinden damıtılmış bir cennet ırmağı
Bunlar hep olmuş hep olağan hep olacak şeylerdir
Adam fısıldadı, Tanrım benimle konuş!
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı, Tanrım konuş benimle!
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu etrafına bakındı. Ve Tanrım seni görememe izin ver dedi.
Bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı, yüksek sesle haykırdı, bana bir mucize göster Tanrım!
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilmedi, sonra çaresizlik içinde sızlandı, dokun bana Tanrım, dokun burada olduğunu anlayayım.
Bir kelebek kondu adamın omuzuna.
Ve adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı...
Tanrı sana bir şeyi söylemek istediğinde, bunu mutlaka söyleyecektir.
-Epiktetos.