Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.
“burası eskiden ne idi, şimdi ne oldu!.. ama sebebi var. eskiden burada oturan herkesin kendine göre malı vardı. incirden, zeytinden ne alırsa burada yer, burada bırakırdı. bütün bu gördüğün dağların, ovaların nimeti hep burada kalırdı. şimdi buraların sahibi olan beyler, ne alıyorlarsa başka yere götürüyorlar. apartman dikiyor, köşk alıyorlar. otomobillere, karılara yatırıyorlar. işçilik diye burada bıraktıkları, aldıklarının binde birini tutmaz. kalanlar da işte bununla bu kadar geçinebilir… o senin bildiğin çirkince de işte bu hale gelir… cennet gibi yerler virane oldu diye gâvurda keramet, müslümanda kabahat arama!.. eskiden buraların sahipleri burada yaşar, burada işlerdi. SEN SAHİPLİ MEMLEKETİ SAHİPSİZ EDEN BEYLERİN YAKASINA YAPIŞ… bir daha da öyle demin konuştuğun gibi konuşma… bizim elimize geçen her yer neden böyle olsun? BURASI BİZİM ELİMİZE GEÇTİ Mİ Kİ? merak etme, milletin eline bir şey geçmedi; ovalar, dağlar üç beş fırsat düşkününün elinde toplandı… işte o kadar…”