Dünyadaki en büyük işkenceleri sıralamaya koysalar Fatih'e göre ilk sırada erken kaldırılmak olurdu. Sizce de dünyanın en tatlı şeyi sabah uykusu, en büyük dostumuz da gecenin soğuğundan korunmak için sarıldığımız yorgan değil midir?
Dünyadaki en büyük işkenceleri sıralamaya koysalar Fatih'e göre ilk sırada erken kaldırılmak olurdu. Sizce de dünyanın en tatlı şeyi sabah uykusu, en vüyük dostumuz da gecenin soğuğundan korunmak için sarıldığımız yorgan değil midir?
Çoğumuz hayatı farkındalıktan uzak, bizi götürdüğü yere gitmek üzere yaşıyoruz. Eğer bu hayatın bir anlamı varsa Var Eden Kudret'i tanıyarak, hakikaten ikna olarak Sahib'e karşı belli bir sorumlulukla yaşamamız gereken bir sürecin içindeyiz.
Şu an biz şu Karadeniz'e toprağın üst tarafından bakıyoruz, seyrediyoruz, ne muazzam deniz diyoruz. Denize bir böyle bakmak var, tamam mı? Bir de ne yaparsın? Dalgıç elbisesi giyersin, sırtına oksijen tüplerini koyarsın, suya atlarsın, dalarsın suyun dibine. Oradaki yosunları, mercanları görürsün, bambaşka bir deniz görürsün. Bir de denizi böyle anlamak var. İşte tasavvuf ve tarikat denizin dibine dalıp da altında ne var, ne yok güzellikleri görmek gibi insana görme kabiliyeti veriyor.
II. Murad tahta geçtiğinde ilk iki yılını devlet içindeki sorunları çözmekle geçirdi.
Kişilik olarak edebiyat, sanat, musiki ve ilimle ilgilenen sakin bir hükümdardı.
Savaş ve fetihlerden çok huzur ve düzeni tercih eden bir yapıya sahipti.
Şehabeddin Paşa ve Hamza Bey'in teşvikiyle daha aktif bir fetih siyaseti izlemeye başladı.
Bu süreçten sonra Balkanlarda Osmanlı hâkimiyetini güçlendiren önemli seferler düzenledi.
Bir dönem tahtı oğlu Fatih Sultan Mehmed'e bırakarak inzivaya çekilmeyi tercih etti.
Bu durum, onun devlet işlerinden uzaklaşıp daha sakin bir hayat sürme isteğini göstermektedir.
Özet: II. Murad; ilim, sanat ve musikiye düşkün, sakin tabiatlı bir hükümdardı. Ancak devletin ihtiyaçları doğrultusunda başarılı askerî seferler gerçekleştirerek Osmanlı'nın Balkanlardaki gücünü pekiştirmiştir.