• 104 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kendinizi Kudüs sokaklarında rehber eşliğinde geziyor hissi veren güzel bir kitap yazanin kalemine sağlık,Rabbim zeval vermesin.Bilmediğiniz Kudüs'e ait Süleyman Mabedi,Ağlama Duvari vb bir çok şey hakkında da kısa şekilde bilgi verilmiş.Gözlerin bakarken yasarmasi gereken üç beldeden biri,namazin bize Miraçtaki hediyesi. Kitapla Kalin :)
  • 368 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhabalar Evet, söze nasıl başlasam bilemiyorum. Benim bilim kurgu türünü sevmeme öncü olan Andy Weir, Artemis'e karşı olan beklentilerimi karşılamaması beni ne kadar üzdüğünü dile getirerek başlamak istiyorum. Gerek kurgusu, gerek konunun ilerleyişi beni Marslı kadar etkilemedi. Marslıyı çok sevmem ve değerlendirmede onu en üst sıralara koymam Artemis için yersiz bir kıyaslama olduğunun farkındayım ama bunu yapmaktan kendimi alı koyamıyorum.

    Artemis elime aldığımda o kadar heyecanlıyım ki bir günde okuyup bitireceğime çok emindi. Marslı beni o kadar etkilemişti ki Artemistende o etkiyi alacağıma emindim ama pek öyle olmadı. Kitap günlerdir elimde sürünüp durdu. Okumak için kitabı her elime aldığım da biraz okuyup beyin yanmasıyla tekrar bıraktım. Marslıyı ilk okuduğumda da teknik bilgiler yüzünden kitabı yarım bırakmış ve tekrardan okuduğumda kitabı çok sevmiştim çünkü Marslıda ki teknik bilgiler temel kimya ve fizikle anlaşılır kılınabiliyordu ama Artemisteki teknik ve bilimsel bilgiler o kadar ayrıntılı ve o kadar karmaşıktı ki okurken beynimden dumanlar çıktı. Buna rağmen kendimi okumaya zorladım çünkü Marslı da olduğu gibi Artemiste de kitabı sonradan çok sevebilirdim ama fark ettimki Marslı'yı bana okutturan Mark Watney karakteriydi ve Artemiste beni etkileyen bir karakter yoktu.

    Jazz karakteri sevilesi bir karakter olabilirdi ama yaptığı esprilerin hiç birine gülmeme ve hepsinin askı da kalması beni karakterden soğuttu. Artemiste mizahın yüksek olduğu bir kitaptı ama güldüğüm yer sayısı o kadar azdı ki esprilerin çoğu yapılmak için yapılmış gibiydi. Bu benim ruhsal durumumdan kaynaklı da olabilir. Sonuçta Andy Weir keskin zekası ve mizah yeteneğinin ne kadar iyi olduğuna Marslı da görmüştük.

    Kısaca toparlamak gerekirse farklı bir kurgu arıyor ve okurken teknik bilgilerin sizi sıkmayacağınızı düşünüyorsanız bu kitap sizin için biçilmiş bir kaftan.

    Şimdiden keyifli okumalar.
  • 88 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Konumuz insani güdüler; tabi ki de en başta olması gereken ise kindir. Hırs ise hemen arkasından gelendir. Bu iki güdüyle hesapsız hareket eden her kim olursa olsun sonunda hüsrana uğramaktan kendini alıkoyamaz, ya bedeni dağılır ya da aklı. 

    Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

    “Bir korkağın bedeninin güçlü olması neye yarar?” (Alıntı)
    “...yürekli bir yaşlı çoğu gençten üstündür.” (Alıntı)

    Andromakhe adı “anir” –erkek- ve “makhe” –savaş- kelimelerinden meydana gelir ve karşılığı ise “erkeklere karşı savaşan” manasındadır. Eseri daha iyi algılamak için kesinlikle karakterler hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Andromakhe’yi ise biz Troyalı Hektor’un karısı olarak biliriz. Daha da ayrıntıya girecek olursak eğer;

    “Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

    Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.

    Ancak ne Hektor Troya kralı olabilecektir, ne de oğlu Astyanaks. Agamemnon tam bir soykırım yapacak, değil beşikteki bebeği anne karnındakileri dahi öldürecektir. Sophokles’in de Elektra eserinde bahsettiği “iphigenia” Agamemnon kızıdır. Kendi kızı iphigenia ise kurban ettiği anlatılır. Buradan da Agamemnon’un ne tür bir kişilik sahibi olduğunu ve Troya’yı bekleyen kıyımı anlamak pek mümkündür.”

    “Dil insanların arasında küçük sebeplerden büyük anlaşmazlıklar çıkarır. Bu yüzden akıllı adamlar arkadaşlarıyla tartışmaktan çekinmeli.” (Alıntı)

    Troya Savaşı Odysseus’un kıvrak zekâsıyla alt edildiğinde Astyanaks kale surlarından aşağıya atıldı. Menelaos Andromakhe’yi odasında rehin alıp, daha sonrasında onur payı olarak Achilleus’un oğlu Neoptolemos’a köle olarak verilmiştir. Troya Savaşı’nda Achilleus’a verilmiş bir söz daha vardı; Menelaos savaş bitiminde kızı Hermione’yi Achilleus’un oğlu Neoptolemos’a büyük bir çeyizle beraber verecekti. Bu eserinde kurgulandığı yer tamda burası ve buradan sonrasıdır.

    Birinci paragrafta belirttiğimiz güdülerin her türlüsünü eser içerisinde sayısız kere görmekteyiz. İki kadının bir adam için çekişmesi, haklının haklılığının ustaca kaleme alınması, suçlunun az bir yönlendirilmeyle suça nasıl meyil ettiğini ve yine aynı yönlendirilmeyle nasıl suçtan pişmanlık duyduğuna şahitlik ediyoruz. Sokrates ile dostluğunun kaymağını çok iyi bir şekilde değerlendiren Euripides’in eser içerisine yerleştirdiği felsefe durumlarını bolca görüyor ve mutluluğu bulamadığı üç evliliğinden kadınlara nasıl sert baktığını hissedebiliyoruz. Kesinlikle “Tragedyaların Filozofu” sıfatını sonuna kadar hak ediyor. Sayfa 29’da karşılaştığım bir sahne; “Bir de şunu düşün, kızını birine gelin verseydin ve kızımın başına gelenler onun başına gelseydi buna sessizce katlanır mıydın?” Cümledeki duygudaşlığa çağırım gerçekten dönem eserlerinde görmek harika bir durum. Böyle bir empati cümlesini göreceğim aklıma gelmezdi ve bu cümle bile kitabı okumaya değer.

    Şiirsel cümlelerin dışında neredeyse kitabın içerisinde felsefi bir dünya da bulunmaktadır. Kendinden önce gelen birçok kişi ve olaya da atıfta bulunmasının yanında dilin kusurlarına da değinmiştir. Özellikle Solon’dan mutlu insan tanımı ise kesinlikle harikulade iyiydi. Adalet kavramını ve haksız kıyımları da unutmamış, hatta bu konu da tanrıları dahi yermiştir. Karakterlerin sağlam yapısı ve konunun kopmadan ilerleyişi ile mükemmel bir okunuşla sonlandırmanız çok muhtemeldir.

    “...mutsuz olmamla gururlanma, çünkü sen de bir gün mutsuz olabilirsin.” (Alıntı)

    Yine okumanızı istediğim eserle alakalı birkaç rivayet daha vardır.

    “Rivayet edilir ki Paris, Troya Kralı’nın 68 oğlundan biridir. Doğumundan önce annesi Troya kralı Priamos’un karısı Hekabe – 19 çocuğu olduğu bilinmektedir – çok sancılı bir rüya görür. Rüyası Paris’in doğup büyüdükten sonra Troya şehrinin onun yüzünden ateşler içerisinde kalmış ve yıkılmış olmasıdır. Kan ter içinde uyandıktan sonra durumu Priamos’a anlatır ve Priamos ise kurulda bu rüyayı konu alan görüşmeler yapar. Sonuç olarak alınan karar ki kurulda çok fazla Priamos oğlu vardır. En büyük oğlunun da rüya bilici olduğu söylenmektedir. Herkes hemfikir olur ve Paris’in ölümünü isterler. İlyada da geçen Priamos bilgin bir kraldır ve çocuğunu kendi elleriyle ya da kendi şehrinde öldürmek istemez. Bir çobana verip, çobanın onu öldürmesini ister. Çoban Paris’i alır ve İda Dağı’nda ormana götürür bırakır. Tahminen altı gün sonra yanına varır ve hala yaşadığını, hatta çok sağlıklı olduğunu görür. Bu altı gün boyunca Paris’e dişi bir ayının baktığı en çok bilinen hikâyedir. Çoban bu durumu tanrılar tarafından bir hediye, bir lütuf ya da bir istek olarak görür ve Paris’i alır. Şehre getirirken de bebeği saklamak için para kesesi içerisine koyar; bundan dolayı ise Paris ismini alır.”

    “Son gününü yaşamasını beklemeden ve Hades'e nasıl ineceğini görmeden bir insana mutlu demek doğru değildir.” (Alıntı)

    “Aşil yani Achilleus, yarı tanrı bir baba olan Peleus ve su tanrıçası Thetis’in oğludur. Mitoloji genel olarak bakıldığında hep bir zincirin parçaları halinde devamı gelen konular –efsaneler- bütünüdür. Anne babasının düğünü tek bir tanrı çağrılmadan Olympos’ta yapılır. Düğünü bozmasın diye çağrılmayan tanrı ise Eris’tir. Eris fitne, fesat tanrısıdır. Düğünü öğrendiğinde ise doğruca düğün olanına gider. Elinde bir elma ile protokol masasına yanaşır. (Resim1) Bu masada Zeus ve karısı Hera, Afrodit ve aşkı Ares, Zeus oğlu Hermes, Zeus kardeşi Poseidon, Zeus kızı Athena, Kheiron –centaur-, gelin Thetis, damat Peleus vardır. Elindeki elmayı en güzele diyerek masaya fırlatır :) Ve kavga başlar. Bir yanda Hera, diğer yanda kızı Athena ve Afrodit. Kavganın sonuçlanmayacağını ve sonucun ise Zeus’un söylemesini isterler. Ancak Zeus bu duruma itiraz eder ki özellikle Hera ile karşı karşıya gelmekten kaçınır. Kararın bir ölümlünün vermesini ister. Hermes’i çağırır ve İda Dağı’nda çoban olan Aleksandros’a – Paris – yönlendirir. Hermes ve diğer üç tanrıça çobanı bulurlar, Zeus’un buyruğunu iletirler. Her tanrıça elmayı alabilmek için Aleksandros’a sayısız nimetlerle vaatlerde bulunurlar. Hera bir krallık vaat eder, babası Zeus gibi zekânın dibine vuran Athena en bilge kişi olacağını söyler ve Afrodit ise en güzel ölümlü kadını – Helen – vadeder. Aleksandros elmayı Afrodit’e verir. (Resim2) Afrodit işte o vakit kâinatın en güzel varlığı ilan edilir. Aleksandros yani Paris bu kısımdan sonra Troya prensi olduğunu öğrenir. Kaderde odur ki Afrodit dünyanın en güzel kadını olmasına rağmen kocası Hephaistos en çirkin tanrıdır. Bu hadiseden sonra 10 yıl sürecek İlyada – İlyon – yani Troya Savaşı’na zemin hazırlanmıştır. Tek eksik parça Paris’in Helen’i kaçırmasıdır.”

    Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan ve çevirisi kusursuz. Sayfa kalitesi okurunu üzmeyecek şekilde ancak birkaç kelime hatasıyla karşılaşmanız çok mümkün. Kitap yazar hayatı, eserleri ve Andromakhe olarak önsöz tarzında 4 sayfa ile başlıyor ve hemen arkasından Andromakhe sahneye girip sözü alıyor. Kitabın son 3 sayfasında ise çevirmen notları mevcuttur. Yukarıda yazdığım rivayetleri de okumuş ya da daha önceden biliyorsanız eğer kesinlikle anlaşılmayacak bir şey bulamazsınız.

    “Deneyim bütün insanların en iyi öğretmenidir.” (Alıntı)

    Sözün özü; neredeyse her cümlesi felsefi bir cümle taşıyan bir eserdir Andromakhe. Benim gerçekten çok hoşuma gitti, bu sebeple de hem okunulası ve hem de tavsiye edilesidir.
  • 213 syf.
    ·14 günde·Beğendi·9/10
    Kuran ayetlerinin oluşumunda Muhammed'in çevresinde bulunan kişilerin çok fazla etkisi olmuştur. Bu ayetlerin oluşumunda en etkili olan da, sonradan halife de olacak olan Ömer'dir. Ömer bazen bir konuda Muhammed'e görüşünü isteğini söyler; keşke bununla ilgili ayet inse der, bazen de diretirdi. Onun bu diretmesi sonucunda kimi konularda hemen aynı anda, kimilerinde ise daha sonra ayetin geldiği Muhammed tarafından ilan edilirdi. Kuran adlı kitabın oluşumu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için okunması gereken bir kitap. Aslında gerçeği bulmak isteyenler için Arif Tekin'in bütün kitaplarını öneriyorum.
  • 157 syf.
    ·4 günde·10/10
    Yeni hobilere açılmanın vaktinin geldiğini anladıktan sonra okuduğum üçüncü kitap: İskandinav Mitleri.

    Kitap yorumuma geçmeden önce birkaç şeyi kesinleştirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Herhangi bir konu hakkında "biliyorum" diyebilmek için, konuyu sayamayacağımız kadar farklı kaynak ve düşünemeyeceğimiz kadar farklı perspektiflerden okumalıyız, değil mi? Özellikle, bahsi geçen konu mitoloji, efsane, destan, din vs. gibi tarih öncesi zamanlardan şimdiye olan yolculuğunda kaç kez değiştirildiği ya da düzenlendiği belli olmayan türden bir konuysa. Bu yolda okuduğumuz kitaplar elbette tekrara düşecek, değiştirilen kısımlarının yanında aynı kalan yanı da olacak tabii ki. 5 kitap okumuşsak 4'ü hatta belki 5'i de aynı şeyleri anlatacak bazen. Öğrenme de böyle gerçekleşir zaten, tekrar tekrar görerek, duyarak, okuyarak. Bu "tekrara düşme" problemini gözardı etmemizi sağlayan şey de yaptığımızı seviyor oluşumuz. Kimse istemediği halde mitoloji-tarih dünyasına giriş yapmaz, bizi çeken bir şeyler var ki bu tekrarlara katlanıyoruz. Heh, bunu da söylediğime göre kitaba geçiyoruz.

    Öncelikle yazarın hayli uzun tuttuğu (45 sayfa) giriş ve tanışma kısmını okumadan geçmemenizi öneriyorum. Bu 45 sayfalık iki bölümde yazar, İskandinav mitlerinin bilinen 3 kaynağından ve bu kaynakların kısa detaylarından bahsetmiş. Bu kaynakları bilmek, insana ne okuduğunun farkındalığını kazandırdığı için önemli, fikrimce. Bu iki bölümden sonra beş bölümlük mitler kısmı geliyor. Sırasıyla: Aesir, Vanir ve Bazı Krallar bölümünde, bilinen iki tanrı grubu Aesir ve Vanir detaylıca tanıtılıyor. Devamında Odin ve Thor'un 22 sayfalık ilişkilerine tanıklık ediyoruz. Başlıca mitlerden olan, hatta Ragnarök'e doğru atılan en büyük adım denilebilecek olan Baldr ve Loki öyküsü de üçüncü bölümde çıkıyor karşımıza. Diğer bölüm ise Ragnarök odaklı. Kitap geneline bakıldığında, yazarın öyküleştirmenin yanında inceleyerek anlatmayı da tercih ettiğini görüyoruz. Üçüncü tekilden yapılan anlatımların cümle aralarında karakterler, mekanlar, zamanlar ya da direkt Edda hakkında bilgiler görüyoruz. Yine genele baktığımızda, mitlerin anlatımları Edda ya da Skaldic karşılıklarıyla desteklenmiş. Düz yazı okurken bir anda şiir halini görüyorsunuz, böylece açıklaması ile olayın yaşandığı bağlamı karşılaştırma fırsatınız oluyor. Bir nevi rehberlik yapıyor bu kitap size.

    Tanrılar ve Kahramanlar bölümünde ileri okuma amaçlı birkaç çok duyulmamış kahramandan ve hikayelerinden bahsediliyor. Kitap geneli için, aralara sıkıştırılan tarihi kalıntı görselleri ve açıklamaları da efsane olmuş açıkçası. Dizin kısmından önce yine ileri okuma amaçlı bir avuç kaynak sunmuş yazar, bu kitabı bitirip karnınızı hala doyuramadıysanız eğer, verilen kaynakları araştırıp kendinize birkaç atıştırmalık bulabilirsiniz.
    Fazla uzamadan son olarak yayınevinden bahsetmek istiyorum. Phoenix yayınevini daha önce duyduğumu hatırlamıyorum, yine de kitabı okurken çeviri ya da yazım yanlışından kaynaklı herhangi bir anlam kayması ya da eksilmesi ile karşılaşmadım. Bu konuda tebrik ediyorum kendilerini. İskandinav Mitleri'ni Dünya Mitleri serisinin ilk kitabı olarak çıkarmışlar. Biraz araştırınca diğer halklardan da (Roma, Yunan, Mısır, Hint vs.) mit derlemesi yaptıklarını gördüm. Bu beni mutlu eder :)

    Bu incelemeyi de burada bitiriyorum. Genel olarak okuması eğlenceli bir kitap oldu benim için. Siz de Nordikleri biraz daha tanıyayım diyorsanız eliniz bu kitaba bir gitsin. Keyifli okumalar diliyorum.
  • gerçekten üç yıl önce aynı kitabı mı okudum ben? hayır cidden nasıl sevmez bir insan bu kitabı? kendime yumruk atmak istiyorum. park'ın steve'e attığı şu döner tekmeden hemde.
    üç yıl önce fuardaki abladan özür dilerim. haklı olduğunu ancak şimdi anlayabiliyorum... bu kitap cidden çok kalp kırıcı.
    tabii üç yıl önceki ben gibi kalpsiz bir ergen değilseniz...