Dünyada, soyut veya somut herşey gökyüzünden beklenmiştir. Kudretli tanrılara taht olarak semâ yakıştırılmışım Güneş, ay ve diğer gök cisimleri tanrılaştırılmıştır. İlkel inançlardan göktanrıları olmuştur. Tek tanrı inancında bile gökyüzü tanrının konağı sayıldığından, göğe el açıp dua etmek göreneği yerleşmiştir. Gökyüzü kutsal ve melekûti, yeraltı şeytani ve fena sayılmıştır. Monoteizmde özellikle İbrahimi dinleri geleneğinde, Enoş'un, İlya'nın, Hz. İsa'nın huruçları, Hz. Muhammet'in Mir'ac'ı hep gökyüzüne olmuştur. Hiçbir peygamber veya ermiş Hakikat'e ulaşmak için yeraltına inmemiştir. Mağaralarda inzivaya çekilmek, gökyüzüne çıkışın hazırlığı demek olan, tefekkür, riyazat ve itikâf içindir. Mükâşefe sonra; yakın daha da sonra başlar.
Sayfa 115
Tarik-i müstakim
Doğru yoldur, insanı dünyada ve ahirette selâmet ve saadete kavuşturacak olan herhangi bir şey demektir. Bu itibarla Kur'an'ı Mübin'e, İslâm dinine, sünnet ile cemaate ve cennete girmeye layık olanların yoluna sırat-ı müstakim denmiştir. I-21
Kitap Alıntısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hidayet/Hâdi/Muhtedi/İhtida
Hidayet insana, istenilene kavuşturacak şeyleri göstermek ve bu noktada ona yardım etmektir. Bu, bir hayırlı rehberlikten ibarettir. Hidayet edene "hâdi" hidayet bulana da "mühtedi" denir. "İhtida" ise doğru yolu bulmak demektir. İslamiyet'e kavuşmak gibi. I-20
Kitap Alıntısı
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı
Fiziki olarak uzaya çıkmak için füze gibi bir araç gerektiği gibi; manevi olarak öz'e uçmak yani huruç için de mükâșefe denilen bir araç gerekir. Füzeye binen insan da Tayy-ı mekan ve Tayy-ı zaman olarak; mekan ve zaman boyutlarından kurtularak Tayerân olur. Yani tayyâr'du. Uçak anlamında tayyâre kelimesi aynı kökten türer. Zaman Muhakkikliği bu ân-ı dâim'de başlar. Öncesi, Vakit Müdürlüğü'dür. İnsanın idrak ve kabiliyetine göre her iki görev de aynı anda üstlenilir. Ben sadece biri olurum denilemez. Çünkü, ya ikisi birden olur; ya da hiçbiri olmaz...
Sayfa 112
Batı toplumunda kaşiflik ve keşifler yalnızca erkeklere mahsus kal­madı. Doğu toplumlarında kadın evinin kapısı önüne çıkma özgür­lüğüne sahip değilken, Batılı kadınlar seyyahlık ve keşif konusunda sınırlı da olsa başarılar gösterdiler. Yazdıklarıyla kendilerinden sonraki kuşaklara cesaret verdiler. 381 -384 yılları arasında Mısır ve Kudüs'e seyahat etmiş erken dönem kadın gezginlerden Egeria'nın yazdıkları Batı toplumunda biliniyordu. 1832'de Kanada'ya giden Susan Moodie, 1835'te Hindistan'ı ziyaret eden Emily Eden, 1842 yılına Orta Do­ğu'yu gezen ilk kadın Ida Pfeiffer, 1854'de Amerika, Kanadayı 1878 yılında Japonya, Çin ve Güney Asya'yı gezen Isebella Bird Bishop ve 1861-1865 yılları arasında Afrika'daki gezilere katılan Florance Ba­ker'in hatıraları 19. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya gözlerini açmış Avrupalı kadınlar için hala canlılıklarını koruyordu. Özellikle Jules Verne'nin 1873'te yayınladığı 80 Günde Devri Alem adlı kitabından etkilenerek 1889 yılında dünya etrafında seyahat yarışına çıkan Ameri­kalı gazeteciler Elizabeth Cochran (Nellie Bly) ve Elizabeth Bisland'ın başarısı kadınlara cesaret veren örneklerden oldu. Kaşifin ve keşfin kutsandığı, bilgi edinmenin haz kaynağı olarak ka­bul edildiği bir toplumda dünyaya gelen Genrude Bell'in gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildi. Babasına yazdığı mektupta kendisini mutlu eden bilgi alanının tarih ve sanat olduğunu yazıyordu. Tarihe duy­duğu ilgi onu aynı zamanda farklı kültürleri tanımaya yöneltiyor, kaşifle­rin hayat hikayelerini ve gezi notlarını büyük bir hayranlıkla okuyordu. Büyük bir zevkle okuduğu şair ve kaşiflerden biri de Charles Montagu Doughcy (1843-1926) olmuştu. Doughcy, Filistin ve Kuzey Arabistan'da seyahat ederek gezilerini Travels in Arabia Deserta (1888) başlığı ile ya­yınlamıştı. Bu
Sayfa 30·Kitabı okuyor