Eda

''İnsanları hata yaptıkları için değil,onlardan umudunu kestiğin zaman hayatından çıkarırsın.''
Cost Controller
Lisans
Mersin, 20 Haziran
151 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Kimse lotoyu kazandığı, yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz. İnsanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisler sayesinde mutlu olurlar. Lotoyu kazanmış veya aşkı bulmuş biri aslında para veya yeni aşkı yüzünden mutluluktan mutluluğa koşmaz, sadece kanında dolaşan yeni hormonlara ve beyninin çeşitli bölgelerinde çakan sinyallere tepki veriyordur.
Kolektif
Reklam
Yaşamaya Dair
Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin,                             beyaz gömleğinle bir laboratuvarda                                           insanlar için ölebileceksin,                            hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,                           hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,                          hem de en güzel en gerçek şeyin                                        yaşamak olduğunu bildiğin halde.” Nazım Hikmet Ran
Şiir
Mutluluğu ölçmek
Şimdiye kadar mutluluğu büyük ölçüde sağlık, gıda ve zenginlik gibi fiziksel koşulların bir ürünü gibi düşünerek ele aldık: İnsanlar daha zengin ve daha sağlıklıysa daha mutlu olmalıdırlar. Fakat gerçek bu kadar basit mi? Filozoflar, rahipler ve şairler binlerce yıldır mutluluğun ne olduğuna ilişkin düşündüler ve çoğu, en az fiziksel koşullar kadar toplumsal, ahlaki ve ruhani etkenlerin de mutluluk üzerinde etkili olduğu sonucuna vardılar. Belki de modern zengin toplumlar tüm refahlarına rağmen yabancılaşma ve manasızlıktan muzdariplerdir. Belki de eskiden daha zor koşullarda yaşayan atalarımız topluluk, din ve doğayla kurdukları bağdan çok daha memnunlardı. Son yıllarda psikologlar ve biyologlar insanları neyin mutlu ettiğini anlamak için bilimsel araştırmalar yapmaya başladılar. Para mı, aile mi, genetik mi, yoksa erdemli olmak mı? Burada atılması gereken ilk adım ölçülecek şeyi tanımlamaktır. Mutluluğun genel olarak kabul edilen tanımı, "öznel iyi olma hâli"dir. Bu görüşe göre mutluluk, insanın kendi içinde hissettiği bir şeydir: ya o anda hissedilen bir haz veya hayatın akışıyla ilgili uzun dönemli bir memnuniyet. Eğer bu benim içimde hissettiğim bir şeyse dışarıdan nasıl ölçülebilir? Mantıken bunu insanlara nasıl hissettiklerini sorarak anlayabiliriz, dolayısıyla psikologlar ve biyologlar da anketler yapıp verilen cevapları da alt alta topladılar. Tipik bir mutluluk anketinde insanlardan, "hâlimden memnunum", "hayatın beni ödüllendirdiğini düşünüyorum", "geleceğe dair umutluyum" ve "hayat güzeldir" gibi cümlelere ne kadar katıldıklarını 0'la 10 arasında değerlendirmeleri istenir. Araştırmacı sonra bu cevapları toplayarak anketi cevaplayan kişinin ortalama öznel iyi olma seviyesini derecelendirir.
Kolektif
Bilim
Daha mutlu muyuz peki? İnsanlığın geçtiğimiz beş yüz yılda biriktirdiği zenginlik memnuniyet anlamına geldi mi? Tükenmez enerji kaynaklarının keşfi tükenmez bir mutluluğun yolunu önümüze serdi mi? Daha da geriye gidersek, Bilişsel Devrim'den bu yana geçen inişli çıkışlı 70 bin yıl dünyayı daha yaşanılacak bir yere dönüştürdü mü? Ayak izi rüzgarın olmadığı ayda bozulmamış hâlde duran Neil Armstrong, 30 bin yıl önce Chauvet Mağarası'nın duvarına el izini bırakan isimsiz avcı toplayıcıdan daha mutlu muydu? Eğer daha mutlu değilse tarımı, şehirleri, yazıyı, parayı, imparatorlukları, bilimi ve sanayiyi geliştirmenin anlamı neydi?
Kolektif
Perpetum Mobila
Geçtiğimiz iki yüz yılda o kadar hızlı ve kökten devrimler oldu ki, toplumsal düzenin en temel özellikleri baştan aşağı değişti. Geleneksel olarak toplumsal düzen katı ve sabitti, "düzen" istikrar ve devamlılık anlamına gelirdi. Hızlı toplumsal devrimler istisnaiydi ve çoğu toplumsal değişim küçük adımların birikmesiyle gerçekleşiyordu. İnsanlar toplumsal yapının ebedi olduğunu ve esnek olamayacağını varsayarlardı. Aileler ve topluluklar düzen içindeki konumlarını değiştirmek için uğraşabilirdi ama düzenin temelini değiştirebilme fikri insanlara yabancıydı; insanlar statükoyla uyum sağlamaya çalışarak, "böyle gelmiş böyle gider," derlerdi.
Kolektif
Bilim
Reklam