E.Yıldırım

Seyahatlere Dair
Arada bir güvenli limanından (evinden, şehrinden) çıkıp kısa mesafelere seyehat etmeyi severdi. Bu gezmeler bir ya da iki günlük olurdu. Her seferinde evine döndüğünde gittiği, gördüğü yerlere dair kısa notlar alırdı. Öncesinde gittiği yerlere ilişkin bir araştırma yapmaz, oluşmuş olan formlara göre yerleri gezmezdi. Önceleri, bir kaç kez gideceği yerlere ilişkin araştırma yapmış, o yerlerle alakalı beğenileri ya da eleştirileri okumuş, seyehatini öyle yapmıştı. Önceden belirlenmiş ön kabulllerle yaptığı bu seyehatlerden zevk almamıştı. Bu aslında kendi deneyimleri olmuyordu. Başkalarının gözüyle gezip geliyordu. Bu yöntemi bırakıp sadece gideceği yeri seçip her hangi bir ön bilgi olmadan yaptığı seyehatlerden daha fazla zevk almaya başladı. Zira deneyim kişiseldi ve her insanın gözlemi kendine özgüydü.
Reklam
Deniz her zaman bana ürkütücü gelmiştir. Bunda pek tabi okumuş olduğum Deniz Kıyısında Koşan Ala KöpekDeniz Kıyısında Koşan Ala Köpek ile Balıkçı ve OğluBalıkçı ve Oğlu romanlarının da etkisi oldu.
Tarih ilmi geçmişte yaşanmış olayları konu alır. Peki buradan hareketle tarih ilminin konusu delilik, çocukluk, jestler, mizah, kokular hatta rüyalar olabilir mi?
"Doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz." diyor Arthur Schopenhauer. Bu kusurumuzu giderdiğimizde bir çok hayal kırıklığının önüne geçmiş olacağız.
Ş. Teoman Duralı bilinçli kişiyi "her yaşantısının (yaşam tecrübeleri) hesabını verebilecek kişidir." şeklinde tanımlamaktadır. Demek ki akıl sahibi yegane varlık olarak insan hesabını veremeyeceği kararları almamalı, fiilleri gerçekleştirmemeli. Bir karar alınmış, bir fiil gerçekleştirilmiş ise artık her türlü sorumluluğun kendisinde olduğunun kabulü gerekir.