aldanmışlar arasında, doğru kavrayışlı bir adam, tüm saat kuleleri yanlış zamanı gösteren bir kentte, kendi saati doğru olan bir adama benzer. Saatin gerçekte kaç olduğunu bir tek o bilmektedir, ama bu onun ne işine yarar? Tüm dünya yanlış zamanı gösteren kent saatlerine göre davranmaktadır; hatta, bir tek onun saatinin doğru zamanı gösterdiğini bilenler bile.
Sonunda, özellikle yalnızlığı bir gençlik aşkı olarak gördüğünde, ardından köşeye çekilme alışkanlığı ve kendi kendisiyle ilişki içinde olma da gelir ve ikinci bir doğa halini alır. Buna göre, önceleri, toplumsallık dürtüsüyle savaşması gereken yalnızlık sevgisi, şimdi bütünüyle doğal ve basittir:
Yalnızlık tüm seçkin zihinlerin yazgısıdır: Zaman zaman bundan yakınacaklardır, ama her zaman kötünün iyisi diye bunu seçeceklerdir. Yaş ilerledikçe bu kişilerde sapere aude, yani bilge olmaya cesaret etmek daha kolay, daha doğal bir biçimde gerçekleşecek ve altmışlı yıllarda yalnızlık dürtüsü gerçekten doğal, hatta içgüdüsel bir dürtü olacaktır.
Buna göre kendini yalıtmayı ve yalnızlığı besleyen, aristokratça bir duygudur. Tüm serseriler arkadaş canlısıdırlar, zavallılar. Buna karşılık, bir insanın soylu biri olduğu, ötekilerden hoşlanmayışından, onlarla birlikte olmaktansa yalnızlığı tercih edişinden ve sonra yavaş yavaş, yılların akışıyla, ender istisnalar sayılmazsa, dünyada sadece yalnız olmakla topluluk içinde olmak arasında bir seçim yapılabileceğini kavramasında anlaşılır.