Yazık, yazık, bırak şu tehditkâr, gayritabii kaş çatmaları,
Efendini, kralını, sana hükmedeni yaralayacak
Şu kibirli bakışları fırlatmaktan vazgeç. Çayırları kemiren kırağı gibi, güzelliğini lekeliyor onlar,
Kasırgaların güzel goncaları savurduğu gibi,
Senin şanını mahvediyor, sana hiç yakışmıyor.
Öfkeli bir kadın suyu bulanık akan bir çeşme gibidir,
Çamurlu, çirkin, karanlık ve güzellikten yoksun.
O böyle oldukça, erkek susuzluktan kupkurukalmış da olsa,
Ne bir damlasını tatmayı, ne de elini sürmeyi kabul eder.
Kocan senin efendin, senin hayatın, senin koruyucun,
Ailenin başıdır, senin üstündür: Sana bakar,
Ve seni geçindirmek için kendini tehlikeli işlere atar,
Sen sıcacık evinde tehlikelerden uzak rahatça yatarken
O didinir durur, hem denizde hem karada
Geceleri gözünü kırpmadan fırtınalarda,
Gündüz soğuk havalarda.
Bunlara karşılık yalnızca tatlı söz, güler yüz
Ve gerçek itaatten başka beklediği bir şey yok...
Büyük bir borca karşılık küçük bir bedel.
Tebaanin krala borçlu olma görevi neyse,
Eşin de kocasına olan görevi budur;
Kocasına ters, inatçı, tatsız, hırçın davrandığında,
Haklı isteğine itaatsizlik gösterdiğinde,
Sevgili efendisine karşı kötü kavgacı bir asiden,
Adi bir hainden başka başka ne olabilir? Kadınların diz çöküp barış yapacakları yerde, Kavgaya kalkışmaları;
Hizmete, sevgiye ve itaate bağlanacakları yerde,
Saltanat sürmeye göz koymaları beni utandırıyor.
Bizim bedenlerimizin yumuşak, zayıf ve düzgün olması,
Dünyada didinip üzüntüye gelmemesi,
Huyumuzun, yüreğimizin bedenimizle uyumu değil de nedir?