b.

sihirli sözler, zehirli çiçekler
Hâlâ aklından feci bir kabusun sahneleri geçmektedir.
Sayfa 13
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tarih boyunca fakirler ve baskı altındakiler en azından ölümün eşitleyici olduğunu, zenginin de fakirin de öleceğini düşünerek teselli buldular; fakat bu insanlar kendilerinin öleceğini, zenginlerinse genç ve güzel ka­lacağını düşünerek rahat edemezler.
Sayfa 376
O kadar değer verdiğimiz özgürlük bile aleyhimize çalışıyor olabilir. Eşlerimizi, arkadaşlarımızı ve komşularımızı seçebiliyoruz, ama onlar da bizi bırakmayı seçebilirler. İn­sanlar artık kendi yaşamlarına daha önce olmadığı kadar çok etki edebiliyorken, bir yandan da bağlanmakta zorlanabiliyorlar; dolayısıyla da çö­zülen topluluklar ve ailelerle birlikte giderek yalnızlaşan bir dünyada ya­şıyoruz.
Sayfa 374
Smith şu yeni iddiayı öne sürdü: Bir toprak sahibi, dokumacı veya ayakkabı­cı, ailesini beslemek için gerekenden daha fazla kâr ediyorsa, bu fazlayı daha fazla çalışan istihdam etmek ve böylelikle kârını daha da artırmak için kullanır. Kârı arttıkça daha fazla çalışan istihdam eder. Dolayısıyla bireysel girişimcilerin kârındaki artış, tüm toplumun zenginliğinin ve refahının artışının temelidir. [... ]Smith’in söylediği kısaca şudur: Açgözlülük iyidir ve ben zenginleşerek sadece kendime değil, tüm topluma fayda sağlıyorum. Egoizm altrüizmdir. Smith insanlara ekonominin bir “kazan-kazan durumu” olduğunu, yani birinin kârının sizin de kânnız olduğunu düşünmeyi öğretti. Hem aynı anda daha büyük bir dilim pastamız olabilir, hem de senin diliminin büyümesi benim dilimimin büyümesine bağlıdır. Eğer ben fakirsem sen de fakirleşirsin, çünkü senin ürünlerinden ve hizmetlerinden alamam. Eğer ben zenginsem sen de zenginleşirsin, çünkü bana bir şeyler satabi­lirsin.
Sayfa 308
Krediler sınırlı olduğundan insan­lar yeni girişimleri finanse edemiyordu. Çok az sayıda yeni işyeri oldu­ğu için ekonomi büyümüyor, ekonomi büyümediği için de insanlar eko­nominin hiç büyümeyeceğini düşünüyordu; elinde sermayesi olanlar da kredi vermeye yanaşmıyordu. Böylelikle durağanlık beklentisi gerçeğe dönüşüyordu. Sonra Bilimsel Devrim ve ilerleme fikri ortaya çıktı. İlerleme fikri, eğer cehaletimizi kabullenirsek ve araştırmalara kaynak ayırırsak bir şeyle­rin iyileşebileceğine inanmaya dayanır, bu da kısa süre sonra ekonomi­ ye uyarlandı.Gelişmeye ve ilerlemeye inananlar, coğrafi keşiflerin, tek­nolojik icatların ve örgütsel gelişmelerin toplam insan üretimini, ticaretini ve zenginliğini artıracağına inanır. Atlantik’teki yeni ticaret yolla­rı, Hint Okyanusu’ndaki eski ticaret yollarını yok etmeden de gelişebi­lir. Eski ürünlerin üretimini azaltmadan yeni ürünler geliştirilebilir. Ör­neğin zaten mevcut olan ve ekmek üreten fırınların işini bozmadan, çi­kolata ve kruvasan üzerinde uzmanlaşmış yeni fırınlar açılabilir; böylece herkes yeni zevkler edinir ve daha çok tüketir. Ben seni fakirleştirmeden zenginleşebilirim, sen açlıktan ölmeden ben obez olabilirim. Tüm küresel pasta büyüyebilir. Geçtiğimiz beş yüz yıl boyunca, ilerleme fikri insanların geleceğe giderek daha fazla güvenmelerini sağladı. Bu güven krediyi ortaya çıkardı, kredi gerçek ekonomik büyümeyi, büyüme de geleceğe olan güveni güçlendirdi ve daha fazla kredi verilmesinin yolunu açtı. Bu bir günde olmadı; ekonomi, bir balondan ziyade lunapark treni gibi inişli çıkışlı hareket etti ama uzun vadede, genel yönün yukarı olduğu kesindi. Bugün dünyada o kadar çok kredi var ki, hükümetler, şirketler ve bireyler kolaylıkla şimdiki gelirlerinden çok daha büyük miktarda, uzun vadeli ve düşük faizli kredi
Sayfa 307