b.

sihirli sözler, zehirli çiçekler
Tarihteki her an bir dönüm noktasıdır. Geçmişten bugüne tek bir yol ge­lir, ancak bugünden geleceğe giderken çatallaşarak sonsuz sayıda seçenek sunar. Bu yolların bazıları daha geniş, daha konforlu veya daha belirgin­dir, dolayısıyla da bu yolların seçileceğini öngörebiliriz, ancak bazen tarih ya da tarihe yön verenler beklenmedik yollara sapabilmektedir.
Sayfa 237
Reklam
1942 yılından bir Alman biyoloji kitabının “Doğanın ve İnsanlığın Yasaları” bölümünde, tüm canlıların hayatta kalmak için acımasız bir mücadele içinde olmasının doğanın birinci yasası olduğu anlatılır. Bitki­lerin toprak bulmak, böceklerin eş bulmak için vb. nasıl mücadele ettiği anlatıldıktan sonra, kitap şu şekilde bir özet çıkarır: Varoluş savaşı zor ve acımasızdır; ancak hayatta kalmanın tek yoludur. Bu mücadele, uyumlu olmayan her şeyi ortadan kaldırırken hayatta ka­labilecek olanları seçer. [...] Bu doğa yasaları değiştirilemez, hayatta ka­lan canlılar bunu bizzat kanıtlar. Bu yasalar acımasızdır, karşı çıkanları yok eder. Biyoloji bize sadece bitkiler ve hayvanları değil, yaşamımızda izlememiz gereken yasaları da öğretir ve bunlara göre mücadele edip ya­şamak için azmimizi kuvvetlendirir. Hayatın anlamı mücadeledir. Bu ya­salara karşı gelen her kimse vay onun hâline. Akabinde, Kavgam’dan bir alıntı gelir. “Doğanın değişmez mantığıy­la mücadele etmeye çalışan kişi kendini bir insan olarak hayata getiren mantığa şükran duyacağına onunla mücadele ediyor demektir. Doğayla mücadele etmek insanın kendi sonunu getirecektir.”
Sayfa 235
Gautama’nın içgörüsü, zihnin deneyimlediği şey ne olursa olsun ge­nellikle bir şeyleri çok istediğini ve bunun da mutsuzluğa yol açtığını söy­ler. Zihin hoşuna gitmeyen bir şey yaşadığında şiddetle bu rahatsızlıktan kurtulmak, hoşuna giden bir şey yaşadığında da zevkin kalıcı olmasını ve yoğunlaşmasını ister, bu yüzden de hep doyumsuz ve huzursuzdur. Bu, acı gibi hoşumuza gitmeyen şeyler deneyimlediğimizde çok açıktır. Acı sürdükçe mutsuz oluruz ve acıdan kurtulabilmek için her şeyi yapa­rız. Öte yandan, keyifli şeyler yaşadığımızda bile tamamen mutlu değilizdir. Ya keyfimizin biteceğinden korkarız ya da keyfin yoğunlaşması­nı dileriz. İnsanlar yıllar boyunca aşkı bulmak isterler, ama buldukların­da da nadiren hoşnut olurlar. Bazıları partnerlerinin kendilerini bıraka­cağından endişe eder, diğerleri hak ettiklerinin daha azına razı oldukla­rını ve daha iyi birini bulabileceklerini düşünürler, çünkü hepimiz bunu başaran insanlar tanırız.Bu yüzden de en büyük krallar bile sıkıntı içinde, devamlı acı ve mutsuz­luktan kaçarak ve hayat boyu büyük zevklerin peşinde koşarak yaşarlar. Gautama bu kısırdöngüden çıkmanın bir yolunu bulmuştu. Eğer zi­hin keyifli ya da can sıkıcı bir şeyler yaşadığında bu olayları oldukları gibi kabul ederse, o zaman acı doğurmaz. Eğer üzüntüyü, üzüntüden kurtul­mayı dileyerek yaşamazsanız gene üzüntü hissetmeye devam edersiniz, ama bundan acı çekmezsiniz, hatta üzüntüde bile bir zenginlik bulabilir­siniz. Eğer mutluluğu, mutluluğun uzayıp yoğunlaşabileceği ihtimalini düşünmeden yaşamayı başarabilirseniz, akıl sağlığınızı kaybetmeden bu mutluluğu hissedebilirsiniz.
Sayfa 226
Oysa in­sanların çelişkili şeylere aynı anda inanabilme kapasitesi muazzamdır.
Sayfa 223
“Dünyada neden kötülük vardır? Neden acı vardır? Neden iyi insanların başına kötü şeyler gelir?” Tektanrılı dinlerin her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve tamamen iyi olan bir Tanrı’nın dünya­daki bunca acıya neden müsaade ettiğini açıklayabilmek için ciddi zihin­sel çaba harcamaları gerekir. Bu konuda en çok bilinen açıklamalardan biri, bunun Tanrı’nın insanların iradesini özgür bırakma yöntemi oldu­ğudur. Kötülüğün olmadığı yerde insanlar iyiyle kötü arasında seçim ya­pamaz ve dünyada hür irade olamazdı. Fakat bu sezgiye dayalı bir cevap olmadığı gibi başka sorular da doğurur. Hür irade insanların kötüyü seç­mesine izin verebilir ve gerçekten de pek çoğu kötüyü seçmektedir. Bu da tektanrıcı yaklaşıma göre ilahi cezalandırma gerektiren bir seçim ola­caktır.
Sayfa 221
Reklam