Belki de Homo sapiens erkeklerinin ayırt edici özelliği fiziksel güç, saldırganlık ve rekabetçilik değil, daha üstün sosyal beceriler ve iş birliğine yatkınlıktır. Bilemiyoruz.
Bir savaşı idare etmek için elbette da yanıklılık gerekir, ama fiziksel güç veya saldırganlığa gerek yoktur. Savaşlar bar kavgası değildir; olağanüstü bir örgütlenme, işbirliği ve ödün verme becerisi isteyen son derece karmaşık projelerdir. İçeride barışı korumak, dışarıda müttefikler bulmak, diğerlerinin (özellikle de düşmanın) aklından neler geçtiğini anlamak, zaferin anahtarıdır. Dolayısıyla, saldırgan kaba kuvvet genellikle bir savaşı yönetmek için en kötü araçtır. Bundan çok daha iyisi, nasıl ve nerede ödün vereceğini bilen, yönlendirebilme becerisine sahip, farklı bakış açıları olan ve işbirliğine yatkın birilerinin savaşı yönetmesidir ve imparatorlar da bunlar arasından çıkar. Askeri olarak beceriksiz olduğu hâlde istikrarlı bir imparatorluk kurmayı başaran Augustus, kendisinden çok daha iyi generaller olan Jül Sezar ve Büyük İskender’in yapamadığını yapmıştır. Hem döneminin hem de modern zamanların tarihçileri, bu başarısını nezaketine ve uyumluluğuna bağlamıştır.
Kadınlar genelde erkeklerden daha iyi yönlendirici oldukları gibi, sakinleştirme becerisi yüksek kişiler olarak gösterilirler, ayrıca empatileri de daha yüksektir. Eğer bu kalıplaşmış ifadelerin herhangi bir doğruluk payı varsa, kadınlar mükemmel politikacılar olabilir, savaş meydanındaki kirli işleri de testosteron yüklü düz zekalı maçolara bırakabilirler.
Milyonlarca yıllık evrim, erkekleri kadınlara göre çok daha vahşi hâle getirmiştir. Kadınlar erkeklerle hınç, açgözlülük ve istismar konularında yarışabilirler, ancak bıçak kemiğe dayandığında erkekler düz fiziksel şiddete kadınlardan çok daha fazla başvururlar; bu da, tarih boyunca savaşın bir erkek ayrıcalığı olmasının sebebini açıklar.
Savaşlarda silahlı kuvvetleri kontrol eden erkekler, zamanla sivil toplumun da sahipleri hâline gelmiştir. Erkekler toplum üzerindeki bu kontrollerini daha çok savaşmak için kullanmış, savaşlar arttıkça da toplum üzerindeki kontrolleri artmıştır. Bu döngü hem savaşın hem de ataerkilliğin her an her yerde olmasını açıklar.
Örgütlü suçlarda da en güçlü adam büyük patron olacak diye bir kural yoktur. Hatta patron genellikle gücünü nadiren kullanan, bunun yerine genç ve daha fit adamlara kirli işlerini yaptıran biridir. Bir birliği ele geçirmenin yolunun baştaki adamı dövmek olduğunu düşünen kişi de hatasından ders çıkaracak kadar uzun yaşayamayacaktır.