Çünkü "insan psikolojisi" maalesef "işine gelen" bilginin doğru olduğunu düşünüyor. Öyle inanmak istiyor. Kendi savunduğu düşünce, kurum ya da kişiliklerle ilgili her olumlu habere inanıyor fakat onlarla alakalı olumsuzlukları göz ardı ediyor.
Ama sen yüzüp gittin. Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Isık-Göl'e kadar yüzemeyeceğini, beyaz gemini göremeyeceğini ve ona "Selâm Beyaz Gemi,
ben geldim, ben!" diyemeyeceğini biliyor muydun? Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum.
Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: "Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadin sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedîdir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır...
Sana, senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: "Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!"
İletişim esnasında yanlış anlamaya neden olabilecek sözcük, mimik ve beden dilinden uzak durulması gerekliliği Peygamberin halifelerinden Hz. Ömer'in "Kim kendini töhmet altında kalacak bir konuma sokarsa, kendisine suizanda bulunanları kınamaya hakkı yoktur." cümlesinden anlaşılabilmektedir.