Dert sahibi olanlar bir ibadet olan tefekküre daha meyilliyken, sağlık ve nimet içerisinde yüzenler manevi hakikatlerden, dolayısıyla Rabbinden daha uzak yaşamaktadırlar. Mevlana Hazretleri de, “Beden hastalanınca sana ilaç aratır. İyileşti mi şeytanlık aratır" buyurmuşlardır (Mesnevi, Cilt 6).
Hastalanmayan, acı çekmeyen bir insanın kendini sorgulaması, kendi nefsiyle ilgili tefekküre dalması, kalp ve zihnindeki milyonlarca fakülteyi harekete geçirmesi imkânsız denebilecek kadar zordur.
İnsan, işleri yolunda gittiği sürece, sürekli doğru yaptığı için arzuladığı sonuçlara erdiğini zanneder, kendi gelişme ve terakkisini durdurur
Allah, melekleri aracılığıyla bizim hâl ve davranışlarımızı kaydeder, kalıcı hâle getirir. İnsanın hiçbir emeği ve çabası boşa gitsin, ziyan olsun istemez. Bu, Allah'ın insanı önemsemesi ve değer vermesi anlamına gelir.
Kur'ân'ın anlam dünyası bütün insanlığa ve bütün çağlara yetecek genişliktedir.
İndirildiği günden bugüne her çağda yüzlerce yorumcu (müfessir), Kur'ân'ı yorumlamış, anlamaya çalışmış ve yine de onun anlam derinliğini tüketememişlerdir. Çünkü Kur'ân, Allah'ın kelâmıdır. Allah'ın kelâmı ise kalemlerin yazması ile tüketilemez.