İlyas yatakları hayatın ucundaki dama, yıldızların altına serdi: “ Lafların çok iyi Hamdi beyim ama tohumu yok! Hem de yarın yola gideceksin. Yani Hamdi Beyim, bir köylüyken köylü bile işlerini böyle yürütmez. Akşamdan büyük oğluna der sen şunu. Küçük oğluna der sen şunu. Karısına şunu. Kızına şunu. Sabah olunca hepsini birer birer sevk eder. Akşam olunca hesap sorar: Sen ne yaptın, sen ne yaptın?. Pekey ne yapar bu bizim valiler, kaymakamlar, bakanlar?”
“Haha!” diye güldü Hamdi Bey. “ Gazetelerde konuşurlar, radyolarda konuşurlar! Mecliste Dövüşürler! Dairelerde çay kahve içerler. Spor, sinema konuşurlar. Toto kağıdı doldururlar. İç gezi, dış gezi, plaj... Akşamları Bulvar Palas, Ankara Palas cem olup dans ederler. Bira, votka, bordo şarabı; her akşam kafa çekerler..”
Söyle bana, ölüm sonrası hayattan nasıl ümidini keser insan? İnsan böylesine bir inanç yoksulluğuyla yaşayabilir mi? Yaşamaya devam ederse insanca olur mu bu?
Şeytanın dünyamızdaki gücünü sağlayan en büyük avantajı da onun varlığına inanılmaması ve onun bir ilkel insan hayalinin ürünü kabul edilmesi. Böylece aramızda barınması ve başarı kazanması daha kolay oluyor. Hurafe inkârı ve küçümsemeyi gerektirir. En sakınılması gereken düşmansa, var olduğu kabul edilmeyendir.